Marx düşünür olarak doğru yoldadır. Târihteki siyasal, dinsel, tüzel evrimlerin, tutumsal evrimlerin nedenleri değil sonuçları olduğu ilkesini ilke olarak oturttu... Öte yandan, Proudhon özgürlüğü ondan daha iyi' anlamış ve duymuştu. Proudhon’da bir devrimcinin sahici iç güdüleri vardı... tepeden tırnağa yetken bir toplumcuydu.
Marx’in nitelikleri ve pek büyük, pek olumlu bir eylem ve düşünce gücü vardır... Bütün bilginlerde olduğu gibi onda da yanlışlar vardır. Öğretici’dir. Saltık olarak kuramlarına inanır ve onların dışındakilere aldırmaz.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
İdeacıların maddesi kendi boş soyutlamalarının ürünüdür. Gerçekten aptal bir yaratıktır. Cansız, devinimsiz, en azından bir şey üretmekten yoksun, bir caput mortuum (1), Tanrı diye adlandırdıkları o güzelim kuruntuya karşı oturtulmuş boş bir imgelemdir... Neden sonra gelip bize ağır başlılıkla bu maddenin kendi başına bir şey üretemiyeceğini, kendi kendini devindiremiyeceğini ve bundan ötürü de Tanrılarınca yaratılmak zorunda olduğunu söylerler.
Claudius'un Hamlet'e söylediği gibi, bu bir doğa yasasıdır
Babaları onlardan önce öldü ve babaları için ağladılar,
kendileri oğullarından önce ölecekler ve oğulları da onlara ağlayacak
Din... her zaman için şiddeti kutsallaştırdı. Onu tüzeleştirdi. İnsan zihninin uydurduğu bir gökyüzünden onu insanlığa indirdi. Tüzeye ve kardeşliğe indirdi. Yeryüzünde dilediği gibi davranmak için yaptı bunu. Mutlu eşkıyalıkları kutsadı. Onları daha da mutlu kılmak için, sayısız kurbanlarına, yani halklara, boyun eğmek ve peki demeyi öğütledi. Kendinin hayran kaldığı gökyüzü ülküsü en yüce olandı, yeryüzü gerçekleriyse aşağının aşağısı...