Öncelikle şunu belirtmeliyim ki Jack London’ın bu eserini okumaya başladığınızda ne kadar sürükleyici ve etkileyici olabileceğini tahmin etmek imkansız olacaktır. Romanın kısa özeti denilebilecek kısmı kitabın arka kapağında yer almakta. Bu yüzden buraya genel bir özet yazmak boş bir çabadan öteye gidemez. Kitabın ilk sayfalarında okuduğunuz Martin’in değişimi sizi şaşırtacak boyutlarda. Kitabı okurken zaman zaman Martin’in hayatını kendi hayatınızla karşılaştırıyorsunuz, aslında bu karşılaştırma bir hayat karşılaştırması değil, düşüncelerin birbiriyle kıyaslanması şeklinde ortaya çıkıyor. Martin’in aşkla başlayan yazarlık serüveninin başarıya ulaşmasının ardından mutlu sonla bitmesi ümidiyle okuduğum bu kitapta aslında hayatın gerçekliğinin yüzünüze bir tokat gibi çarpmasıyla sarsılıyorsunuz. Belki de Martin denizci olduğu yaşamını hiç bırakmamalıydı ya da ünlü bir yazar olduğunda burjuvanın iki yüzlülüğüne ayak uyduracak kadar kendini var eden düşüncelerine ihanet etmeliydi diye düşünmekten kendinizi alamıyorsunuz. Martin’i kaçınılmaz sonuna sürükleyen ‘geçmişte yapılıp bitirilmiş işler’ düşüncesi sizin de zihninizi bir an bile terk etmiyor. Aşk duygusunun nasıl etkili bir silah olabileceğini de bu romanla görüyorsunuz. Aşk Martin’i bambaşka birine dönüştürdü ve belki de sonu oldu. Bu roman yüz yılda bir denk gelinebilecek bir başarı hikayesini içermesine rağmen mutlu sonla biten bir roman değil. Yine de her şeye rağmen Martin’in hayatı sizin de hayatınızda mutlaka bir şeyleri değiştirecektir. Şimdi değilse bile mutlaka bir gün...
“ Geçmişte yapılıp bitirilmiş işlerdi onlar! Ve şimdi siz bana yemek veriyorsunuz; oysa o zaman beni açlığa terk edip evinize gelmemi yasakladınız, bir iş bulmadığım için beni lanetlediniz. Oysa o işlerin hepsi yapılmış, o şiirler, hikayeler, hepsi yazılmıştı. Ve şimdi, konuştuğumda, dudaklarınızın ucuna gelen ifade edilmemiş düşüncelerinizi dizginleyip ağzımın içine bakıyorsunuz ve ne söylersem söyleyeyim can kulağıyla, saygıyla dinliyorsunuz. Ait olduğunuz zümrenin yozlaşmış rüşvetçilerle dolu olduğunu söylüyorum ve küplere binmek yerine ağzınızda lafı geveleyip söylediklerimde büyük haklılık payı olduğundan bahsediyorsunuz. Neden? Çünkü ben ünlüyüm ve çok param var. Martin Eden olduğum, güzel, iyi bir insan olduğum, bir budala olmadığım için değil. Size, ayın yeşil bir peynirden yapılmış olduğunu söylesem benimle aynı fikri paylaşır ya da en azından bu fikrimi reddetmezdiniz; çünkü dağ yığını gibi dolarlarım var. Ve her şey uzun bir zaman önce yapılmıştı; geçmişte, üzerime tükürüp bana ayağınızın altındaki çamur muamelesi yaptığınız dönemde yapılıp bitirilen işlerdi onlar.