“ Koyup gitmek var ya şu dünyayı/ Kahveleri, tavşankanı çayları/ Kitapları, dergileri, ozanları/ Çatılardan dökülen mavi şarabı/ Bedava meyhanesinde gökyüzünün” (...) “ Biliyorum başka dünya yok/ Varsa yoksa bu dünya/ Biliyorum demir, kalsiyum, azot/ Hepsi var yattığım yerde/ Ama ben yokum gül türküsü söyleyecek/ Hayat yok, en güzel biçimi örgütlenmenin”
... Neden akşamlar başkalarının evleri için günü noktalayan bir ışık toplamıdır da bizim evlerimize simsiyah bir pıtrak topu gibi düşer? Biz günden neyimizi esirgedik ki...