"...Bulutlar birleşir alaca mesafelerde,
Çöker uzak limanlardan bir sis.
Bir sıkıntı başlar siyahlığında kaderin,
Bildirir, yanınca yanınca,
Ömrün neresindesiniz, aşkın neresindesiniz.
Yüreğin mi daralıyor, yıldız ışığında,
Bırak hâtıralar gitsin biraz daha geri.
Ruhu götürmeden vakit yürüyebilir,
Düşün nasıl durmuş yüzlerce yıl,
Aynı noktada bu deniz feneri..."
"Sanki benden önce kimsede yoktu,
Ellerim ayaklarım bir yenilikle hoş,
Taze gök görünür kâinatın ilk sabahlarından,
Saat hangi saat belli değil,
Vaktim güllerle gecelerle sarhoş."
"Aleksitimik bir toplumda yaşıyoruz. Dili elinden alınmış, dilsizleştirilmiş bir toplumda... Duygularımızı ifade edecek sözcükleri arıyor, ama bulamıyoruz. Çoğu zaman duygularımız olduğunun bile farkında değiliz. İçsel yolculukları unutalı çok oldu. İçimizdeki keşfedilmeyi bekleyen kıtalara nicedir bir gemi göndermiyoruz. İçimizin nuru söneli beri dış dünya dahi karanlıktan geçilmiyor. İç zenginliğini yitirmiş olan insanlar, en son tahayyüllerini de ellerinden çıkardılar. Rüya denizlerinin suyu kıyılarımızdan çekildi. Aleksitimik toplumun bireyleri gece gündüz iş düşünüyor; çarşıda pazarda, kırda vapurda rakam konuşuyor. Rakamların sırtında, daha kocaman rakamlara koşuyoruz.
Bu toplum, düşlerini ne zaman yitirdi? Sözcükleri ne zaman onun elinden alındı?
Buna tarihin bir cevabı olmalı.
"Yalancı normallik" dedik. Herkesin birbirine yabancılaştığı bir dünyadan söz ediyoruz. İnsanın kendi ruhuna yabancılaştığı bir dünyadan."