“Arkadaşım kulağıma eğilip ‘nasılsın?’ diye sordu. O kadar çok sormuşlardı ki bu soruyu son altı ayda, verilecek cevaplarım biteli çok olmuştu. Ne boş soruydu bu ‘nasılsın?’. Cevabı ne kadar umrunda değildi soranın. Kafamı salladım, incecik güldüm. O kadar. Başka şeyler sorsunlardı bana. Nasıl olduğumu düşünmek istemiyordum artık. Merak da etmiyordum hani.”
“… her seferinde yeni bir hayatın ucuna oturdum ben de. Her an çekip gidecek gibi. Gibisi fazla, aslında hep biliyordum sanki zaten bir gün çekip gideceğimi.”