Veronika Ölmek İstiyor benim için sadece ölümü anlatan bir kitap olmadı aslında yaşamayı unutan insanların sessiz çığlığını anlatır gibi. Veronika’nın hayattan vazgeçişinin altında büyük trajediler değil, yavaş yavaş hissizleşen bir ruh vardı. Belki de bu yüzden hikâye bu kadar gerçek hissettiriyor. İnsan bazen tam da hiçbir şey hissetmediğinde en çok yoruluyor.
Kitap boyunca “delilik” kavramının toplum tarafından çizilen sınırlarla sorgulanmasıydı. Kimin normal olduğuna gerçekten kim karar veriyor? Villete’deki karakterlerin her biri aslında dışarıdaki insanlardan daha dürüst ve daha canlıydı. Özellikle Veronika’nın ölümü beklerken hayatı yeniden fark etmeye başlaması oldukça etkileyiciydi:)))
Bitirdiğimde geriye hüzünle karışık bir umut kaldı. Çünkü “yaşamak” bazen büyük mutluluklardan değil, yeniden hissedebilmeyi istemekten geçiyor.kitapta dedi
Kitap bir gunde bitebilecek ve içimizdeki iyinin ve kötünün sınırlarını yansıtan ve sorgulatan bir eser.
Sevgi, affediş, cömertlik, bilgelik, nezaket gibi bir çok konu başlığı sıralanabilir. En sevdigim alıntı ise : "Sunu sakin unutmayın: Önemli olan bir tek an vardir. O da "şimdi" dir. Çünkü bir tek ona sözümüz geçer."Zihnimde imzasi kalan kitaplardan biri, gerçekten
insanin ruhuna ayna tutuyor ve kendimize soru sormamızı sağlıyor... Kesinlikle öneririm zaten bir
solukta bitiyor.
Başkaldırı Camus için bir “kırılım” yöntemidir aslında. Kırılması gereken döngüyü fark edebilmek ve bu kırılımın yaratımı için cesaret gösterebilmekle açılır başkaldırının kapısı. Bu cesaret kişiyi yeniden tanımlar çünkü kişinin bilincini yeni evreye açar, bilinç değişimi başlar. Başkaldırabilmek için döngüyü fark edebilmek/görebilmek, bu döngüden sıkılmak (sıkılmak o yüzden olumludur) ve bu döngüyü kırma istencinden cesarete bağlanmak gerekir. Başkaldırma cesareti bana göre anlamsızlık karşısında iken, anlamı yaratma cesaretini de doğurur. Güncel bilincimden Camus’ye yeniden bakıyorum aslında.
Camus dünyanın anlamsızlığı karşısında edilgen olmayı değil, anlamı yaratmayı savunur. Sözgelimi Sartre tam tersi duruşa sahip aslında, ne yaparsak yapalım anlamsızlığı aşamayacağımızı savunur. Daha edilgen bir noktada bence. Anlamsızlığın kurbanı olma görüşüne vakti zamanında da ısınamadım ben.
Camus -> Yaşam anlamsızdır, öyleyse anlamı yaratacağız. Dans etmeye devam et.
Kurban bilincini aşma noktasında Camus ve onun başkaldırı bilinci destekleyici olabilir.
Varoluşçuluğun gülü🩵 Sartre ne kadar onu varoluşçu saymak istemese de Camus varoluşçuluğun gülüdür bana göre. Reçete böyle sunulur, kurban bilincine sokarak değil kimse kusura bakmasın.
Çeşitli şekillerde delirmeyen kimse yoktur, bu yüzden zorunluluk benzerini benzeriyle buluşturur.Gün gelip de o suratsızlar arasında karşılıklı iyi niyet oluşsa bile, bu kalıcı değildir.
Aşkın en saf,en gerçekçi ve en acı yüzüyle tanışıyorsunuz.Öyle zarif bir iletişim vardı ki nastenka karakterine kızamadım bile.Hayran olduğum yazarlardan Dostoyevski’nin can alıcı bir öyküsü
Beyaz GecelerFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2024101,9bin okunma