Başkaldırı Camus için bir “kırılım” yöntemidir aslında. Kırılması gereken döngüyü fark edebilmek ve bu kırılımın yaratımı için cesaret gösterebilmekle açılır başkaldırının kapısı. Bu cesaret kişiyi yeniden tanımlar çünkü kişinin bilincini yeni evreye açar, bilinç değişimi başlar. Başkaldırabilmek için döngüyü fark edebilmek/görebilmek, bu döngüden sıkılmak (sıkılmak o yüzden olumludur) ve bu döngüyü kırma istencinden cesarete bağlanmak gerekir. Başkaldırma cesareti bana göre anlamsızlık karşısında iken, anlamı yaratma cesaretini de doğurur. Güncel bilincimden Camus’ye yeniden bakıyorum aslında.
Camus dünyanın anlamsızlığı karşısında edilgen olmayı değil, anlamı yaratmayı savunur. Sözgelimi Sartre tam tersi duruşa sahip aslında, ne yaparsak yapalım anlamsızlığı aşamayacağımızı savunur. Daha edilgen bir noktada bence. Anlamsızlığın kurbanı olma görüşüne vakti zamanında da ısınamadım ben.
Camus -> Yaşam anlamsızdır, öyleyse anlamı yaratacağız. Dans etmeye devam et.
Kurban bilincini aşma noktasında Camus ve onun başkaldırı bilinci destekleyici olabilir.
Varoluşçuluğun gülü🩵 Sartre ne kadar onu varoluşçu saymak istemese de Camus varoluşçuluğun gülüdür bana göre. Reçete böyle sunulur, kurban bilincine sokarak değil kimse kusura bakmasın.