27 Mayıs 1960 öncesi Türkiye portresini bizlere sunan keyifli bir devrim kitabı olmuş.
Aşk hikayesi ile yoğrulmuş.
Başlarda depresif melankolik bir adam hikayesi gibi başlayan kitap daha sonraları aslında olmak isteyip de olamadığı, yaşamak isteyip de yaşayamadığı hayatı yüzünden buhrana giren kişilik çatışması yaşayan Kenan'nın güncesi.
Edebi yani yüksek dili sade ancak okuması zor bir kitap bence.
Bilinç akış tekniği her sayfasında muazzam hissediliyor.
Hikayenin ortalarında yer verilen iç monologlar da okuru zorluyor ancak keyif de veriyor....
İçinde birden çok daha önceden bildiğim eserlerini okuduğum yazarlardan ve kitaplardan bahsediyor oluşu, okumanın önemine vurgu yapıyor olması beni etkiledi.
Kitap boyunca Kenan'a kızdım.... Ancak bu kızgınlığım sadece Kenan ile sınırlı kalmadı yer yer Nermin ' e yer yer de Günsel'e kızdım.
Yazarı takdir ettim siyasi görüşünü savunduğu kesimin eleştirisini yapmak için yazmıştı resmen romanı... ki bu yüzden yaşamı boyunca da biraz tepki almış ama bence çok objektif bir eleştiri dili oluşturmuş.
Kitap bana okurken Tutunamayanlar ve Ana kitaplarını hatırlattı bu yönünüde çok beğendim.
Gunsel karakteri kitapta Kenan'nin olmak istediği dava yolunda katalizör olarak verilmişti bu yönü eseri güçlü kılmıştı.
Veee finalllll bence harikulade olmuş. Kurgunun başında planlanmış dahice bir son.
27 Mayis öncesi demiştik ya 26 mayis günü biten bir hayat....
Ben çok severek okudum....
İyi ki okudummmm...