Evvel zaman önce delinin biri bir kuyuya taş atmış, su bulanmıştı. İç içe büyüyen halkalar tek bir taşın yaratısıydılar, en geniş halkadan en darına kadar hepsinin kaynağı birdi. Savaşlar da böyleydi; kocaman ülkelerdekiyle bir kasabadakinin, küçük bir evin içindekiyle tek bir kimseninkinin yoktu birbirinden farkı.
Ne olursak olalım; biz bu memleketin içinde birer tufeylî olmaktan kurtulamıyoruz. Bu memleketin asıl sahibi dağ başında gördüğüm o oduncu çocuktur ve yalnız o, bu taşlar, bu topraklarla konuşmasını biliyor; bu toprakların, bu taşların sırrı, yalnız ona açılıyor. Korkuyorum, bu manzaranın dili gibi köylünün ruhu da bana hiç açılmayacak diye... Bu endişemde yeryüzünün gizli kalmış köşelerini bulmaya giden kaşifi andırıyorum.