Uygarlıkların Batışı Öncelikle kendi açımdan şunu belirterekten başlamak istiyorum, insanın kendisine ayit olmayan şeyi kendisine yamamaya çalışması özellikle bir kültür ve modernite adı altında bunu yapmasını çok sığ ve bayağı bulduğumu söylemeliyim. Tarafsız ve önyargısız bir kişi olarak ben bile, bu kadar açık bi şekilde yazarın taraf tuttuğunu görebiliyorum. Tarafsız kısımları var mı var ama altında bir alt metinde olduğunu söylemeliyim. Orta-doğu ve Akdeniz ülkeleri ile ilgili açıklamaları, sanki bir daha belini doğrultamayacaklarını söylemesi bunu toparlayabilecek gücü avrupada görmesi çok ilginç. Özellikle yazarın kitapta ki şu cümlesi inanılmaz komiğime gitti: " Avrupaların çoğunda sömürgecelerin kibri yerini daha ihtiyatlı başkalarına karşı daha saygılı bir tavra bırakmıştır." Ki biz böyle bir duruşu açıkcası henüz göremedik, sömürge devletlerinin, bugün Afrika'da bir ülke sömürge dilini resmiyetten çıkarıp kendi öz dillerini resmi yapmak istediklerinde bile buna verdikleri tepki aşikar... Yazarın kendi Arap kimliğinden önce Hristiyan kimliğini ortaya koyduğu için bu tür ütopik bir düşünceye kapılması onun açısından doğal tabii ki, bu gün avrupanın tarafsız ve çok samimi bir şekilde dünyadaki ulusları bir çatı altında toplayıp, onların "Big Brother'ı" olucak olması ise tam bir fiyasko ! Kitapta çok önemli şeyler öğrendiğimi, özellikle bizim kuşağımızda bilinmeyen şeyleri öğrendiğimi söylemek isterim, burda da yazarın, gazeteci vasfı ortaya çıkıyor. İnsan medeniyeti oluşturduğuna göre, medeniyette insanî var ettiğine göre; ilerici, aydın, medeni, bilimci olmayı insan kültürsüzlükle karıştırılmamalı. Her kültür kendini var etme hakkına sahiptir, bunu Batı'nın gözcülüğü ve onayıyla yapmak zorunda değildir. Kitaptaki tek konu tabiki bu değil, ben özellikle bu noktaya
Zelimhan Bir insanın, insan olarak başına gelebilecek en kötü şeyin haksızlık ve hakkının gasp edilmesi olduğunu düşünüyorum. Her ne olursa olsun hepimiz günün sonunda aynı gökyüzü altında nefes alan insanlarız. İşte Zelimhan da tıpkı bizler gibi kimseye zararı olmadan geçinen sıradan bir çiftçiydi, taki ailesi ve kendisinin uğradığı haksızlığa kadar... Birinin mal, mevki, şöhret sahibi oluşu onun haklarını senden nasıl daha mukaddes kılabilir ki ? Zelimhan bu sorunun cevabını bulamayıp sevdiklerinin ölümüyle sonuçlanan bu yolda dağa çıkıp abrek olmuş bir çeçen halk kahramanıdır. Kitabı okuduğunuzda aslında bile isteye eline silah alıp gezmediğini anlarsınız, bazen insan öyle bir noktaya geliyor ki acizliğinden de ötürü ne yapacağını bilemiyor, teslim olsaydı Rus Çarlığı'nın haksız yasaları altında ölmüş olacaktı ama izzetiyle, şerefiyle yapabildiği kadar halkının hakkını gözetmeye çalıştı, sahip olduğu bir kaç dostuyla birlikte bu yolda,1 kişi öldürülüyorsa 1 kişi öldürdüler kana susamış vahşi bir hayvan gibi eğlence ve zevk peşinde koşmadılar, kısasa kısas uyguladılar. Zelimhan da iyisiyle kötüsüyle hataları olan bir insandı, günün sonunda ona en büyük zararı yine kendi insanı verdi, onlar tarafından ihbar edilerek hayatını kaybetti. Kitapta en üzüldüğüm noktalardan biri okumuş görmüş din bilen hocaların, mollaların arka tarafta yaptıkları gizli hesaplar için halkın din anlayışını, samimiyetini sömürüyor olmaları, Zelimhan için onun Allah'ın düşmanı olduğunu söyleyip camilerde "bizden değildir" diye bildirgelerde bulunmaları, ne demiş Seyyid Kutup: " Dininde tavizler çukuruna yuvarlandığında; Sebat edenleri "aşırıcı" diye itham etme !". İşte Zelimhan haksızlık karşısında karınca misali ile verdiği mücadelede takdir edilesi bir şahıs, kitap bunu kurgusuyla bakış