"Biz bundan böyle bağımsızlığımızı ilan ettik. Bütün karınca ülkeleri karar verdik ki, artık hiçbir karınca sana fillere, hüdhüdlere çalışmayacak. Karınca ülkeleri karıncalarındır ve bizler özgürüz, bağımsızız."
"Dünyanın büyük lanetine, korku lanetine uğramışlardı. Ambarları yüzyıllık yiyeceklerle, hazineleri bin, on bin yıl yetecek kadar altınla dolu olmasına karşın, ?yarın aç kalacaklarmış gibi korkuyorlardı. Esen yelden, akan sudan, şırıldayıp gelen ışıktan, gökyüzünden, topraktan, dünyayı doldurmuş çiceklerin kokusundan, kanatları ince kelebeklerden korkuyorlar korkuyor biriktiriyorlar, biriktiriyor korkuyorlardı."
Türkü biz karıncalarız, diyordu. Bir zamanlar bizler de karınca gibi karıncaydık, bizim de cennet gibi ülkelerimiz, kentlerimiz vardı. Kendimiz çalışır, kendimiz yerdik. Eşittik, özgürdük. O zamanlar biz karıncaydık, karınca! Böyle uydurma fil değildik her birimiz. Gülünç, cüce, fillere öykünen karıncalar değildik. Bir zamanlar bizler kendimizi hiçbir biçimde aşağılamaz, kimsenin de bizi aşağılamasına izin vermezdik. Böyle kul, böyle uşak, böyle köle değildik. Bağımsızdık, barış içindeydik, eşittik. Hep birlikte kotarır, hep birlikte yer içerdik, ayrımız gayrımız yoktu, diyordu türkü.
Karınca baş kaldıran bir yaratıktır, Fillere öykünmeleri onların tüm özelliklerini yitirdiklerini gösterir. Bitmişliklerini, yüreklerinin tükenmişliğini, içlerinin çürümüşlüğünü... Ben onların bu duruma gelmelerinden çok kıvançlı, mutluyum.