Cengiz Aytmatov, Toprak Ana romanında erkekleri askere alınan bozkırın ortasındaki bir Kırgız köyünde geride kalanların çektiği sıkıntıları anlatıyor.
Eldeki yetersiz yiyeceğin muhtaç olandan başlanarak dağıtılması,
dört gözle beklenen hasat zamanları,
umutların hasat zamanına ertelenmesi,
savaş yüzünden ürünün hemen hepsinin merkezden istenmesi,
boşa çıkan umutlar,
yine açlık,
sefalet,
bir yandan cepheden gelen ölüm haberleri,
umutsuz bekleyişler,
savaşın uzun sürmesi üzerine aşağı çekilen cepheye çağrılma yaşı,
anaların evlatlarını bir bir askere göndermesi,
ayrılıklar,
gözyaşları...
Yani tek kelimeyle ve bütün zulmetiyle; savaş.
Cengiz Aytmatov , o her zamanki berrak ve akıcı üslübuyla bizleri, adeta insanları öğütür gibi harcayan savaş düzeneğinin yarattığı trajedilerle sarsıyor.
Kafka'nın babası Hermann Kafka'ya Kasım 1919'da yazdığı bu mektup, alıcısına hiçbir zaman ulaşmadı. Yazarın yapıtlarına ve esin dolu dünyasına adım atmak için mükemmel bir giriş metni olan mektup, aynı zamanda 20. yüzyıl edebiyat tarihinin büyük itiraflarından biri sayılabilir.
Kafka, suçlayıcı bir tonla hafif bir ironinin birbirine karıştığı mektubunda, babası tarafından kabul görme talebini dillendirir. Aslında babasıyla arasındaki yabancılaşma ve iletişimsizliği, yapıtlarının çoğunda kendine mesele edindiği daha geniş kapsamlı varoluşsal bir açmazın parçası olarak görüyordu. Yazar evliliğe ve yetişkin bir erkek olmaya hazırlanan Georg Bendemann adlı karakterinin babası tarafından ölüme mahkûm edildiği Yargı adlı öyküsünde olduğu gibi, evlenememesinden ve yetişkin olamamasından babasını sorumlu tutuyordu.
Başarılı bir işadamı olan Hermann Kafka'nın oğluyla ilişkisinde, işlerini devam ettirecek tek erkek evladına yönelik geleneksel beklentisi belirleyici olmuştu. Bu, yeni oluşmuş ataerkil Yahudi orta sınıfının yaşadığı tipik baba-oğul çatışmasının yaygın bir örneğiydi aslında.
Namık Kemal 1876 yılında yayımlanan romanına ilk olarak "Son Pişmanlık" adını vermişse de dönemin Maarif Vekâleti romanın adını "İntibah: Sergüzeşt-i Ali Bey" olarak değiştirip bazı kısımlarını ise sansürlemiştir. Eser, Cumhuriyet'in ilanından sonra ilk kez 1944 yılında Latin harfleriyle basılmıştır.
Romanda iyi yetişmiş fakat hayat karşısında tecrübesiz olan Ali Bey'in kötü bir kadın olan Mehpeyker'e âşık olması ve bu aşkın devamında gerçekleşen maddi veya manevi felaketler silsilesi karşısında olgunlaşmaya çalışan Ali Bey'in nasıl yanlış yollara sapması anlatılıyor.
Babası kurt, annesi köpek olan bir hayvanın yani Beyaz Diş'in vahşi yaşam ve acımasız insanlarla olan mücadelesini anlatan bir roman.
Doğduğu andan itibaren vahşi yaşamla tanışan ve bir süre sonra annesinden ayrılmaya mecbur bırakılan Beyaz Diş.
Beyaz Diş'in gözünden bu kadar güzel anlatılamazdı yaşadıkları. Tabi burada ustalık
Jack London 'a düşüyor.
Tavsiye ediyorum mutlaka okuyun, okutun.
Sergüzeşt dilimize Farsça dan girmiş macera serüven anlamına gelmektedir. Türk klasiklerinin efsane 100 temel eserlerinden biridir. 1888 yılında yazılmış kitabımız Türk romanında gerçeklik akımının ilk örneği sayılır.
Aşk konusu çok hassas işlenmiş.
Kitabın konusu küçük bir kızın vatanından ayrılıp köle olarak satıldığı evde çektigi eziyetleri ve satıldığı diğer evde büyüyerek düştüğü aşk anlatılıyor.
Ama bir o kadar da anlattığı konu büyük ve derin.
Zorlanmadan okunabilecek bir eser tavsiye ederim.