“Fazla samimiyet, saygıyı azaltır. Çok sevgi, nankörlük getirir. Çok iyilik, suistimal edilir…”
İnsan ilişkilerinde “ÇOK’lar” sıkıntılı… Denge esastır!
Çok iyi bilindiği üzere, Osmanlı rejimi öncelikle Türklerin bizzat siyasal iktidar görevlerinden ve ordunun önemli konumlarından (Yeniçeri birlikleri) uzaklaştırılması prensibine dayanıyordu. Her iki önemli pozisyon da, sultanın; küçüklükten itibaren zorla alınarak özel okullarda eğitilen (Christian born) kölelerince dolduruluyordu. XV. Yüzyılın sonlarına kadar hiçbir Türk, ne Yeniçeri olabilir ne de önemli bir hükümet görevi alabilirdi. Böylesi bi rejimde, Yahudilerin kendi çevrelerindeki rolü, yeniçerilerin kendi toplumlarındaki durumuyla tamamen benzerlik göstermektedir. Hükmettiği insanlardan siyasi olarak tamamen ayrı olan bir rejim altında Yahudilerin konumu, en mükemmel seviyelerdeydi. Türkler’in ( ve Arnavutlar gibi diğer müslüman halklardan insanların) Osmanlı imparatorluğunun yönetici sınıfına girişlerine izin verilmesiyle birlikte, Yahudilerin konumu sarsılarak, düşüşe geçti. Ancak, devam eden keyfilikler! ve Osmanlı rejiminin MİLLİ OLMAYAN karakteri nedeniyle, bu düşüş çok sert ve hızlı biçimde olmadı!
Arkadaş bütün dinler mi herşeyin temelini cinsellik üzerine kurmuş ve sömürmüştür yahu?! Biyoloji kitapları halt etmiş yanlarında! Kim kiminle, nerede, nasıl… her türlü detay mevcut!
…hiç bir zaman yapılmaması gereken şey; geçmişin ve onun etkilerinin görmezden gelinmesidir; zira insan tam olarak bilirse, onun kontrolsüz gücünü aşabilir.