Öğretimin bütün yurttaşlara teşmili ve her derecedeki öğretimin parasız olması prensibi yayılıyordu. Niçin iki Fransa olmalı idi? Niçin, aşağıda bilgisizliğe hükümlü bir sınıf ve yalnız yukarıda okumuş, bilgili bir sınıf olmalı idi? Bu hal, çocukları, milletin zekâ ve kudretini arttırmaya davet edilecek olan bir demokratik idare için bir manasızlık, bir hata, bir tehlike değil mi idi?
Yeni bir takım kanunlar çıktı, cemaat dağıldı ve okulun kapıları ebediyen kapatıldı. Bu suretle kilise milli öğretimden atılmış ve her yıl on altı binini zehirlediği öğrenci, tamamiyle laik öğretim ve eğitime verilmiş oluyordu. İlk okullardan başlamış olan reform, orta okullara da geçiyor.
Kiliseler, tiyatrolar gibi birer genel temaşa yerleri ve orada yapılan törenlerin son heveslilerinin bunları seyretmek için verdikleri paralarla işleyen bir çeşit ticari müesseseler halini almıştı. Bunlardan bir çoğunun kapılarını kapamak zorunda oldukları, bazılarının yakın bir iflasın tehdidi altında işlerinin fena gittiği şüphesizdi.
Beşeriyetin hararetle beklenen ve geç kalan kurtuluşu şimdi çabuk ilerlemelerle tahakkuk ediyordu. Kiliseye dehşetli bir darbe indirilmişti. Son meclis nihayet kiliseyi devletten ayıran son bir kanun çıkarmıştı. Papazlara, halkı kırkılacak koyun sürüleri gibi yüzyılların aptallığı içinde tutmak ve cumhuriyete karşı hınç besletmek için verilmekte olan milyonlar, daha iyi bir yerde kullanılacak, ilkokul öğretmenlerinin aylıkları iki misline çıkarılacaktı. Durum değişmişti. Öğretmen, sofuların verdikleri hediyeler ve kilise gelirleriyle şişmiş, daha fazla para alan papazın önünde aşağı görülen zavallı bir fakir, az maaşlı bir uşak değildi artık. Papaz bütçeden maaş alan hem vali hem evek tarafından desteklenen bir memur olmaktan çıkmıştı. Bunun sonucu olarak papaz bütün kırlar halkının itibarını kaybetmişti; toprak sahiplerine artık ne saygı ne de korku telkin ediyordu. Kendisine seyrek fasılalarla bir dua parası veren sadıklar kalıntısının lütfuna muhtaç, tesadüfen din adamı olmuş bir insandı artık.