Bir ülkeyi veya tüm dünyayı değiştirmek isteyenler bunu, hoşnutsuzluğu körükleyip ona kumanda ederek, hedeflenen değişimlerin makul ve arzu edilir olduğunu ıspatlayarak başaramazlar. Büyük umutların nasıl alevlendirileceğini ve bu alevin nasıl körükleneceğini bilmeleri gerekir.
Melek yüzlü ama şeytan gönüllü kadınlar görmeye alıştım artık ben, güzel kadın gördüm mü aklıma kötülük gelmesi bundandır. Gökdelenlerin, plazaların, modern işyerlerinin, alışveriş merkezlerindeki uluslararası lüks markaların yabancı isimli lokantaların yüksek topuklu kadınları bunlar. Sıkı içki içen, her cümlenin yarısını Amerikan aksanıyla İngilizce söyleyen, iyi eğitimli, mis gibi kokan kadınlar; bakire olmayı ya da ilk deneyimi kiminle yaptığını zerre umursamayan kadınlar. (Böyle bir sevgili beni terk ederken, ilk erkeğini unutmazsın herhalde dediğimde yüzüme gülmüş, ortaçağda mı yaşıyoruz beyefendi, diye alay etmişti. Oysa ben, Çinlilerin "kadın ilk erkek ise son aşkını unutmaz" sözüyle avutmaya çalışıyordum kendimi. Sanılanın tersine, erkekler romantizmin kadife yastığına daha çok yaslanma gereksinimi içindeler artık.)