“Deniz o kadar durgun, o kadar durgundu ki karıncalar su içerdi.” _____ Karadeniz balıkçı deyimi
Serinin ilk kitabına göre çok daha keyifle okudum. Karakterlerin her birinin apayrı hikayeleri ortak bir noktada, bir mübadele adasında yeniden kurulmaya çalışılan bir hayatta kesişiyor.
“Ben niçin yüzlerce yıllık yurdumu bırakayım da bilmediğim, tanımadığım bir yere gideyim. Gurbet ele. Buna karşılık hiç kimse bir şey söylemedi. Bir sebep gösterseler ağrıma gitmezdi. Ancak birkaç kişi bana dedi ki, Lozanda bütün Avrupanın verdiği bir karardır bu. Gideceksiniz, gider gitmez de dönerseniz, oradan gelenler de tez günde geri dönecekler.”
“Her iki ordu da aynı anda şehre girebilirlerdi. Şehir halkı, Müslüman Kürtler, Türkler, Hıristiyan Ermenilerdi. Rus orduları girerse Müslümanların, Osmanlı orduları girerse Ermenilerin hali dumandı. İkisi birden girseler, şehir ayakaltı olacak, taş üstünde taş, gövde üstünde baş kalmayacaktı. Bu bir dünya savaşıydı. Sorumlusu da insanlıktı.”
“- Kiliseyi yıkıyorlar.
- Yıkarlar.
- Nasıl?
- Kiliseyi satın almış Hacı Remzi, elinde tapusu var.
- Ne gülüyorsunuz be! Kilise de cami gibi Allahın evi değil mi, bir minare dikerdik, olur biterdi.
- Olur biterdi ya adam satın almış, yıkacak. Kapı gibi tapusunu gösterdi.
- Camilerin de tapusu var mı?”
“Kazdağıdır. Biz Rumlar ona İda deriz. Tanrılar orada otururlarmış.”
Not: 2023 için Yaşar Kemal kotamı doldurdum. Son 2 kitap seneye