Selin Alper

Selin Alper
@SelinAlper
Siddartha
8/10
·123 syf.··
2024 5. kitabı
·
33 saatte okudu
·
Okunma: 25 Mart 2024 22:07
Beklentim neden yüksekti, neden bu kitap beklentimi karşılamadı diye hayıflanarak bitirdim kitabı. Kitabın 1922’de ilk defa yayımlandığı düşünülürse, içerdiği bilgelik seviyesinin muhteşem olduğu yadsınamaz. Peki bende neden bu etkiyi yaratmadı? Sanırım yakın zamanda yazılmış, benzer içerikte olan, ve belki de bu kitap gibi görece çok daha eski bir zamanda kaleme alınmış kaynak kitaplar kopyalanarak yazılmış o kadar çok kişisel gelişim kitabı okudum ki, “yeni bir şey söylemiyor ki” hissiyle bitirdim kitabı. Bu uzun açıklamadan sonra, kitabın dilini, bilgeliği anlatış şeklini çok sevdiğimi söylemek isterim. “Bilgi bir başkasına aktarılabilir, bilgelikse hayır. Bilgelik keşfedilebilir, bilgelik yaşanabilir, bilgelik el üstünde taşıyabilir insanı, bilgelikle mucizeler yaratılabilir, ama bilgelik anlatılamaz ve öğretilemez.”
SiddarthaHermann Hesse · E Yayınları · 198946,9bin okunma
Reklam
keje
8/10
·136 syf.··
2024 4. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 23 Mart 2024 15:13
80’li yıllarda kardeş kardeşi nasıl öldürdü, köyler nasıl bölündü, insanlar nasıl ayrıştı, dağa çıkan mı yandı, köyde kalan mı, asker olan mı… Kürt sorununu yıllar yıllar sonra“Çemberimde Gül Oya” adlı diziden öğrenen bir topluluğuz biz, “terörist” diyip işin içinden sıyrılıveren. Okumanızı öneririm bu hikaye kitabını. Basit, yalın, gerçek Güneydoğu köy hikayeleri. “Aynı daldaydık aynı daldaydık Aynı daldan düştük ayrıldık Aramızda yüzyıllık zaman, yol yüzyıllık.” Nazım Hikmet / Ahmet Kaya
Keje: Bir Gecede BüyümekEmine Uçak Erdoğan · Timaş · 201181 okunma
Behice’nin Yarım Kalan İşleri
8/10
·232 syf.··
2024 3. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 10 Şubat 2024 00:00
Toksik aile ilişiklerini dramatize etmeden, hüznün içerisine mizah katılarak yazılmış keyifli bir roman. Yazarın "Bizim Zamanımız" kitabını okurken aldığım lezzet ile çok benzer bir yerde; İstanbul plaza hayatındaki konuşma dili ile arka mahallenin jargonu harmanlanarak, eski ve yeni birbirinin içine girmiş hikayede. Ayşe Püren'in annesinin ölümünden sonra, kendisinin diğer aile üyeleri ile ve ölüm ile hesaplaşması, ve annesinin “Hıdırellez” dileklerinin peşinden gidişi üzerine... "Acının beni sinsice şekillendirmesine izin vermem acıdan var gücümle kaçmamdan daha akıllıca." "Annem sütün bozulmasına yakın sütlaç yapardı. Tencere tencere sütlaç.......Acıyı makul bir şeye çevirmek lazım. Bunu anlamıştım." "Velayeti baştan almış ve hafta sonları babasına göndererek çocuğun kafasını karıştırmamayı tercih etmiş bir anne olarak şu an bu koridoru paylaştığım diğer kadınlardan daha şanslıyımdır belki de." "Kardeşlik sanki çocukken kafanın tam da basmadığı için aranızda bağ olduğunu sandığın bir yakınlık türü gibi." Hayatımda sanıyorum ilk defa duyduğum bir kavram; "Fanzin" yazıyor Ayşe Püren. FANZİN: FANatic ve magaZINE kelimelerinin kısaltılmasıyla oluşturulan finansal kaynaklardan ve hiyerarşik yapılardan uzak alternatif bir basılı materyaldir. Farklı yöntemlerle çoğaltılan örnekleri olmakla beraber genellikle fotokopi aracılığı ile çoğaltılarak, satış amacı güdülmeden dağıtılan yayınlardır. Dergiden (süreli yayınlardan) ayrı olarak, süresi belirsiz olarak çıkar ve daha amatörce hazırlanır.
Behice'nin Yarım Kalan İşleriSinem Sal · Karakarga Yayınevi · 20231,401 okunma
Bir Kadın
8/10
·80 syf.··
2024 2. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 21 Ocak 2024 01:32
Okuduğum ilk Annie Ernaux kitabıydı. 60 sayfanın hacmine göre çok yoğun ve çok güzel bir okuma tecrübesi oldu. Ernaux son derece kişisel bir yerden yazıyor ve annesinin hayatını anlatıyor bize. Bireysel olanı anlatırken toplumsal olana dair ne çok şey anlatıyor. İçlerinde yaşadıkları çağ, insanlar, değerler değişirken annesinin nasıl konumlandığını, o dönüşümlerin onda (ve dönemin diğer kadınlarında) nasıl yansımaları olduğunu da aktarıyor. Okura şirin gözükmek gibi bir derdi yok. Kirli çamaşırları saklamıyor. Aksine “olanı, olduğu gibi” anlatırken hem içinde barındırdığı öfkeyi, hem de öfke duyduğu kimliği nasıl benimsediğini net bir biçimde görebiliyorsunuz. Annesine karşı duyduğu, zaman zaman acımasızlığa varan öfkesini gizlemeye veya meşrulaştırmaya hiç çalışmıyor. Çok çalışan ve alt sınıfa mensup annesinin, kendi sahip olamadıklarını kızına sunmak için çok çalışması, çabalaması, ama kızı o şeylere sahip oldukça da bir tür öfke ve kıskançlık duyması, minnet beklemesi... Ne kadar insani, ne kadar tanıdık ve aslında "hiç öyle şey olur mu canım" denilen ve inkar edilen bir durum. Ama gerçek. İnsan olmak kusurlu bir var olma hali işte. Annelik de -ne kadar yüceltmeye çalışırsak çalışalım- bu kusurları içinde barındırıyor. Kitabın samimiyetini, yetişkin bir kadının annesi ile olan ilişkisini olanca somut gerçeklerle saptırmadan anlatışını anlayabilmek için, aşağıda minik bir alıntı bırakıyorum; "Yazarken kimi zaman 'iyi' anneyi, kimi zaman da 'kötü' yü görüyorum. Çocukluğumun en ücra köşelerinden gelen bu zıtlıktan kurtulmak için sanki başka bir anneyi ve başka bir kızı anlatmaya çabalıyorum. Bu yüzden, olabildiğince tarafsız yazıyorum ancak bazı sözler (Ya başına kötü bir şey gelirse) benim için diğerleri gibi soyut olamıyor (örneğin, bedenin ve cinselliğin
Bir KadınAnnie Ernaux · Cem Yayınevi · 19933,843 okunma
Bir Deliler Evinin Yalan Yanlış Anlatılan Kısa Tarihi
9/10
·536 syf.··
2024 1. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 16 Ocak 2024 23:43
Çok zekice kurgulanmış şahane bir roman. Diğer Ayfer Tunç romanlarından çok farklı. Okuduğum 10. Ayfer Tunç romanı oldu, ancak ilk defa okurken çok zorlandım ve yoruldum. Kitap Karadeniz bölgesinde adını bilmediğimiz bir şehirde yer alan Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesinin 100 senelik bir tarihçe içerisinde barındırdığı ziyaretçilerini, doktorlarını, hastalarını, bir şekilde bir noktada bu hastaneye yolu düşen irili ufaklı karakterleri ve birbirinin içine geçmiş hikâyeler örgüsünü barındırıyor, yaklaşık 300 tane karakter ile… Her bir kişinin ismi, ismin önündeki uzun bir betimleme - tamlama – ile zenginleşiyor. Kurgunun ve aynı zamanda yakın tarihin şahane bir dille aktarımı ile kişi betimlemelerinin zenginliği beni gerçekten büyüledi. Diğer yandan, bu kadar çok karakteri bir düzleme oturtmak ve bütün resimde kaybolmamak çok zor. Kitabı okurken defalarca kitabın en sonunda yer alan “karışık dizin” e gidip, kişileri ve hikâyeleri hatırlamak için duraklamak zorunda kaldım. “En olmayacak zamanlarda ağlamayı huy edinen arızalı Nöropsikiyatr Nebahat Özdamar” ın hazırladığı “otlu kek”leri hastanede önüne gelene yedirmesi, Kenan Evren dönemine ilişkin saptamaların –kendisine İ.Ü. Hukuk Fakültesi tarafından verilen fahri doktora ünvanı dahil- satır aralarında veriliş şekli, 6-7 Eylül olayları ve azınlıkların hayatlarına yapılan zulümlerin olay akışındaki gerçekliği, Kız İsmet karakteri ve gay olmak/ olmamak üzerine alıntılar, deniz kenarına inşa edilen hastanenin denize bakan tarafında bir tane bile cam olmayışı ile Türkiye gerçekliği ve “Kucağında Bebek İsa’yı Taşıyan Meryem İkona”sının elden ele geçen hikayesi ile en sonunda nihale oluşu en sevdiğim ve kitapla ilgili unutmak istemediğim noktalardan sadece birkaç tanesi. Bir de sevdiğim kısa bir alıntı
Bir Deliler Evinin Yalan Yanlış Anlatılan Kısa TarihiAyfer Tunç · Can Yayınları · 20195,5bin okunma
Reklam