Memduh Şevket'i de okumanı öneriyordum, farkındaydın. Senin çabanın işe yaradığı kuşkusuz da benimkinden o kadar emin değilim. Belki bazı kişilikler, kozadan çıkmak istemiyorlardır; o, ölüm kozası bile olsa. İşte o gece, Kurt Adam Londra'da filmini izlerken gözlerimin dolması bu yüzdendi. Kimin hakkı vardı kişiyi kozasından çıkarmaya?
"Biraz gülümsemeyi de ödün vermek mi sayıyorsun? Sözgelimi kıza teşekkür etmeyi?"
"Hayır da her uğrayışımda hesapta indirim yapmasından hoşlanmıyorum. Param yoksa buraya gelmem onu anlamıyor."
"Sevilmemeyi rahatça kaldırabiliyorsun da sevilmek, zor geliyor sana, sen de bunu anlamıyorsun."
O zamanlar, annem armut soymuyor da, durmadan elma soyuyor, diye öfkelenirdim. Babam, kendisini mi ya da armudu mu çok sevdiğimi sorduğunda,
- Tabii armudu, derdim.
İçimdeki çocuk, armudun bir tadı olduğunu, babadan böyle bir tat beklenemeyeceğini düşünürdü. Babam da, sanki kendisi çocuk, ben babasıymışım gibi öfkelenirdi. Beni sevip okşamaktan cayardı. Ne çocuksu bir baba, diye düşünürdü içimdeki çocuk.
Şimdi Prag'da, yazarlarımın mezarları doğrultusunda çıktığım yolculuğun başlangıcında onun sözlerinde haklı olduğunu düşünüyorum. Ama gene de İstanbul kentinde bir mezarım olsun istemiyorum.