".... ve onları engelleyen neydi? Kişilikleri ve geçmişleri, cehaletleri ve korkuları, çekingenlikleri, titizlikleri, hak görmemeleri, deneyimsiz olmaları ya da rahat davranamamaları sonra dinsel yasakların ucuna takılmaları, ingilizlikleri ve sınıfları ve tarihin kendisi."
Yıl 1962.
Kitap Edward ve Florence'in evliliğinin ilk gününe odaklanmıştır. Balayında geçirecekleri ilk günün stresi ve korkusu biraz da çekingenliğini yaşayan bu çiftin geçmişine giderek onların ortak hafızasında ve travmalarında yer buluyoruz kendimize.
Cinselligin tabu olduğu dönemlerden geçen çiftimiz üzerinden yaşanan Soğuk Savaş dönemini, düzenlenen konferansları, inşa edilen Berlin Duvarından da bahsediyor yazar. Bu dönemin birey ve toplum üzerindeki etkilerini de görürüz satır aralarında.
Her şey bir yana kitaptaki bazı sahneler o kadar güzel ve sahiciydi ki. Hem Edward'a hem Florence hak verdiğim yerler oldu.
Bir de yıllar sonra gelen pişmanlık ve eksiklik hissi.
Ne diyeyim Edward baktı Florence gitti...
" Edward susmuş, yaz gününün alacakaranlığında soğuk ve kendince haklı bir sessizlik içinde durmuş, Florence'nin sahilde koşmasını seyretmiş, onun güçlükle ilerlerken çıkardığı sesler sahilde çatlayan küçük dalgaların gürültüsünde boğulmuş, sonunda Florence solgun ışıkta parlayan, dümdüz çakıl taşlı devasa yolun üzerinde bulanık bir nokta olmuş, gitgide küçülmüştü.