Ben sevdiğim kitapları uzun uzun anlatmayı pek severim, bilen bilir. Ama bu kitaba uzun uzun yazmak mümkün değilmiş gibi geliyor. Şahsı muhteşem öyle sade, öyle ipek gibi ki, dokunmaya korkuyorum.
Çok sevdiği bir manzarayı anlatıyormuş gibi anlatıyor Baricco. Gözlerini kapatmış, sanki o anı yeniden yaşıyormuş gibi, öyle tutkuyla anlatıyor. Araya girip o anın büyüsünü bozmak istemiyorsunuz. Kendinizi kaptırıyorsunuz seve seve.
Abartısız, yalın, su gibi anlatıyor. Sıradışı bir olayı, sıradışı bir karakteri anlattığını unutturuyor insana. Her şey sıradan ve mümkün hale geliyor.
Kitabın konusu kimilerine göre imkansız bir aşk hikayesi. Kimilerine göre de sahip olduklarımızın kıymetini bilmek. İkisine de itiraz etmezdim sanırım.
Bu, kesinlikle bir #keşkeherkesokusa kitabı. Bir de, uzun zamandır kitap okuyamayan, iyi bir başlangıca ihtiyacı olanlara tavsiye kitabı.
Şemsa Gezgin çevirisi..
Kapak: Utku Lomlu
Sabırla dut yaprağı atlastan kumaş döner. Hiç merak ettiniz mi neden elma, armut yaprağı değil de dut yaprağı. Çünkü ipekböcekleri en çok beyaz dut yaprağını sever ve bu yaprakları yedikten sonra salgılayarak en güzel kumaşları bizlere sunarlar.
Gerçek bir ipek kumaş insanda hiçlik duygusu yaratır. Teninize, elinize ya da herhangi bir yerinize temas ettiğinde o hiçliğin sizi sardığını ve mutlu ettiğini anlarsınız. Çünkü bilirsiniz ki o ipek yoktan var oluşun bir sebebi olan “hiçliği” barındırmaktadır.
Hikâye 1861 yılında 32 yaşında olan Fransa’nın Lavilledieu adlı kasabasında Herve Joncour’un başından geçen olayları anlatmaktadır. Asıl mesleği orduda asker olan bu güzel abimiz, küçük bir yönlendirme ile ipekböceği işine dalar ve bu dalış dünyayı gezmesine neden olur.
“Mayıs ayının ilk günlerinde yumurtalar açılıp, bir tırtıl sallıyorlardı dışarı. Dut yapraklarından oluşan otuz günlük çılgınca bir beslenmeden sonra, bu kez bir kozanın içine kapanıyordu tırtıl, aradan iki hafta geçince de kelebek olup deliyordu kozayı ve arkasından bin metre ham ipek iplik ve yüklüce Fransız Frank’ından oluşan bir servet bırakarak uçup gidiyordu...”
Bir adet ipekböceği ortalama yüz yirmi yumurta bırakır ve her geçen nesilde sayısız ipek böceğine sahibi olabilirsiniz. İki yüz adet ipekböceğine sahipseniz eğer, bu işe de gönül vermek isterseniz aylık yedi bin Türk lirası kazanma şansınız çok yüksektir. Arıcılık sektöründen sonra en büyük ve en kazançlı yetiştiriciliklerden birisidir.
Konunun geçtiği zamanlarda Avrupa ve Afrika’da bir salgın baş gösterir ve Herve sağlam ipekböceği yumurtalarını satın almak için “dünyanın sonu” olan Japonya adasına seyahatleri başlar.
“Japonya’ya gitmek üzere yola çıktı. Metz yakınlarında Fransız sınırını aştı, Württemberg ve Bavyera’dan geçerek
dedirten bir kitap okudum bugün.
Kısacık.
Ancak 1 sayfa daha olsa büyüsü kaybolacak.
Bir kahve içimi vaktinde bitti, ama unutamıyorum.
Unutturmuyor kendini.
Masalsı. Basit bir dil. Sevmem aslında bu tarzı.
Uzun karmaşık cümleler, çok sayfalı kitaplar çeker beni.
Madem öyle, sen beni nasıl alt ettin İpek
Ne güzeldin, geldin, zapt ettin, gittin.
İpekAlessandro Baricco · Can Yayınları · 2017350 okunma
Şiirsel anlatımıyla bir çırpıda biten masal tadında kısacık bir hikaye. Fransa'dan Japonya'ya uzanan ipek böceği ticareti ve bir aşk hikayesi. Kitabi elimden bırakamadım başladım ve bitti. Herve Joncour aradığını bulacak mı diye heyecanla okudum.
Keyifli okumalar...
İpek, bu romanda da gerçekte de kimse için sıradan bir kumaş değil..
Ulaşılması zor, erişilmesi emek isteyen, sabırla dokunan bir arzunun simgesi..
Doğu ile batı arasında kurulan sessiz aşk…
İpekAlessandro Baricco · Can Yayınları · 2017350 okunma
Son dönemde farklı yazarların kıtaplarını okumayı seviyorum güzel keyifli bir yolculuktu Benım için
N n Tesekkürler güzel kıtap dı
.İtalyan edebiyatının büyük ustalarından Alessandro Baricco’nun, dünyanın dört bir yanındaki okuru fethetmiş olan romanı. Şiirimsi bir anlatımla insanın en büyük sorunlarından birini dile getiriyor: mutluluk arayışını. Yıl 1861; Güney Fransa’nın Lavilledieu kasabasından Herve Joncour, karısı Hélène’le mutlu bir yaşam sürmekte, geçimini de ipekböceği alım satımıyla sağlamaktadır. Günün birinde ipekböceği satın almak için dünyanın öbür ucuna, Japonya’ya gitmesi gerekir. Bu yolculukta Joncour için asıl tehlike haydutlar ya da Japonya’da süren içsavaş değil, Japon ipek kralının gözdesi olan müthiş güzel bir çocuk-kadına tutulmak olur.
Kız, onunla hiç konuşmasa da, bakışlarıyla, davranışlarıyla genç adamı baştan çıkarır. Joncour genç kadının cazibesi ile karısının bencillikten uzak aşkı arasında bocalar. Bu iki niteliğin aynı anda, aynı kişide var olabileceğini anladığında ise artık hayatı eskisi gibi olmayacaktır.
Arka kapaktan
otuz üç yaşını bitirdi. Yaşamı yağmur olmuş yağıyordu gözlerinin önünde...
(S: 33 -)
Ozamn sizde okumk isterseniz
Buyurun
Okuyun
okutun
Yumurtalarını dut yaprakları üzerine bırakan kelebek yumurtladıktan üç dört gün sonra ölür. Baharda taze dut yaprakları üzerindeki yumurtalardan çıkan larvalar devamlı dut yaprağı yiyerek büyür İyice büyüyüp de hücrelerine yerleşince üst dudağındaki delikten iplik halinde zamk gibi bir sıvı çıkararak kozasını yapmaya başlar. Bu ibret verici hikaye bize yoktan var oluşu hiçlik döngüsünü fısıldar.
BARİCCO, İpek adlı hikayesinin başahramanı Herve Joncour'u
bu metafor eşliğinde, bir İpek telin sarkacında sunar bize.
Herve Joncour, ipekböceği tüccarıdır 1860'lı yıllarda Avrupa'da başgösteren salgın sebebiyle ipekböceği yumurtalarını bulmak üzere Fransa'dan Japonya'ya gider o yıllarda Japonya dünyanın sonunda yer almaktadır yolculuğun seyri şöyledir: "Japonya’ya gitmek üzere yola çıktı. Metz yakınlarında Fransız sınırını aştı, Württemberg ve Bavyera’dan geçerek Avusturya’ya girdi, trenle ilkönce Viyana’ya, sonra Budapeşte’ye, oradan da Kiev’e ulaştı. At sırtında iki bin kilometre giderek Rus bozkırlarına geçti. Uralları aştı, Sibirya’ya girdi, kırk gün daha yol gittikten sonra Baykal gölüne ulaştı. Orada yaşayanlar “deniz” diyorlardı bu göle." Bu kısım kitabın önemli bir leitmotifidir her yolculukta, bu motifteki bir kavram değişir.Bu değişim kahramanın içsel yolculuğunun da seyrini okura hissettirir.Okurken sıradaki sır nedir heyecanı, üslubu yumuşacık, şiirsel bu kitabın serin bir deniz dalgası niteliğindedir, vurur geçer.Japonya vurgusu önemli bir detaydır, uzaktır dünyanın sonundadır ve egzotiktir.Burada kahramanı bekleyen onu alabora eden rutinini bozan duyguyla beraber okur da kendi mutluluk algısını ve arayışını gözden geçirir. Bu kısacık hikayede yan karakterler de çok etkileyicidir tam bir vefa ve gerçek sevginin timsali, güzel sesine ironik sessiz teslimiyetiyle
Çok samimi ve keyif aldığım bir kitap okudum. Hikayenin başından sonuna kadar hiç sıkılmadım. Fransa'da küçük bir yerde ipek böceği alıp satan Herve'nin Avrupa'daki salgın nedeniyle ipek böceği almak için Japonya'ya yolculuğa çıkar. Uzun bir yolculuk vardır önünde, sanki dünyanın sonuna gideceğini düşünecek kadar uzun. İşte olaylar bu gidişle başlar. Görüldüğü üzere farklı bir konusu yok fakat yazarın farklı teknikler kullanıyor. Şiirsel bir anlatımla oluşturmuş bölümlerini, tüm bölümler kısa kısa, sık sık tekrarlara yer vererek bazı düşüncelerini vurguluyor. Yazardan başka kitaplar da okumak istiyorum. Çoğu kitabı gibi bu kitabının da baskısı yok. İkinci el sitelerde veya sahaflarda bulursanız kaçırmayın.
Kitabın kapağını kapattım ve karşımdaki manzaraya baktım bir süre. Yaklaşık 2 saate, çam ve denizden gelen yosun kokuları eşliğinde okudum kitabı. Şimdi yerimden nasıl kalkacağımı bilmiyorum. Aşkı bu kadar iyi anlatan çok az kitap okudum. Aşkı ve hayatı...
İpekAlessandro Baricco · Can Yayınları · 2017350 okunma
Herve Joncour 32 yaşında, ipekböceği alıp satan 1i ve eşi de"HELENE" dir.( Efsane karakter)
Herve Joncour, Avrupa'daki böcekleri sarsan salgınlar nedeniyle, ipekböceği yumurtası almak için Akdeniz'i aşıp Suriye ve Mısır'a kadar gider, ve hatta daha sonraları Japonya ya gidip gelmeye başlar...
"Japonya eski kafalı bir ülkedir, biliyor musunuz? Yasaları da eski kafalıdır: Ölüm cezasını gerektiren 12 suç vardır derler. Bu suçlardan 1tanesi de hizmetinde çalıştığın kişinin aşk mektubunu götürmektir..."
Japon yolculuğunda Joncour için asıl tehlike haydutlar ya da Japonya’da süren içsavaş değil, Japon ipek kralının gözdesi olan müthiş güzel 1 çocuk-kadına tutulmak olur. Kız, onunla hiç konuşmasa da, bakışlarıyla, davranışlarıyla genç adamı baştan çıkarır. Joncour genç kadının cazibesi ile karısının bencillikten uzak aşkı arasında bocalar. Bu 2karakterin aynı anda, aynı kişide var olabileceğini anlar ama artık hayatı eskisi gibi olmaz...
"Hiç1zaman yaşayamayacağın 1 şey için özlemden ölmek nedir bilir misin" diyor, kitabı özetliyor, büyük gelen yazgisiyla, tek 1ruzgarla binlerce oluşan dalga gibi, mutsuzluğun tuhafligiyla, savaşın acı yüzüyle, dünyanın sonunu görüyor yaşadıklarıyla ama yaşam oyle değişik ki, bazen söze gerek kalmıyor, bazen de iğrencliğimizi farkettiyor....
"İpek" Barrico dan okuduğum ilk kitap, iyiki oku demişsin ey kitap dostu, kesinlikle çok sevdiklerim arasına girdi...
Ölmeden önce okunması gereken #1001kitap arasında olup, kesinlikle tavsiyemdir, çok çok severek okudum...
Genç kuşak İtalyan romancılarından olan Alessandro Baricco, 1958 yılında Torino kentinde doğdu. Öfke Şatoları ve Oceano Mare adlı romanları çeşitli roman ödüllerine değer görüldü. İpek adlı kısa romanı pek çok dile çevrildi, İtalya'da uzun süre çok okunan kitaplar listesinin başında kaldı.