Alessandro Baricco

Alessandro Baricco

8.2/10
34 Kişi
·
112
Okunma
·
7
Beğeni
·
1.391
Gösterim
Adı:
Alessandro Baricco
Unvan:
İtalyan Yazar ve Yönetmen
Doğum:
Torino, 25 Ocak 1958
Genç kuşak İtalyan romancılarından olan Alessandro Baricco, 1958 yılında Torino kentinde doğdu. Öfke Şatoları ve Oceano Mare adlı romanları çeşitli roman ödüllerine değer görüldü. İpek adlı kısa romanı pek çok dile çevrildi, İtalya'da uzun süre çok okunan kitaplar listesinin başında kaldı.
- Afrika nasıl? diye sorarlardı ona.
- Yorgun, derdi.
Alessandro Baricco
Sayfa 8 - Can Yayınları - 1. Basım - 1996 - Çeviri: Şemsa Gezgin
- Geri dönün, yoksa ölürüm.
Alessandro Baricco
Sayfa 49 - Can Yayınları - 1. Basım - 1996 - Çeviri: Şemsa Gezgin
1861 yılıydı, elektrikle aydınlanma henüz bir varsayımdı...
Alessandro Baricco
Sayfa 5 - Can Yayınları - 1. Basım - 1996 - Çeviri: Şemsa Gezgin
Gökyüzüne ulaşamadan yüzlerce kuş uçuyordu içinde.
Alessandro Baricco
Sayfa 61 - Can Yayınları - 1. Basım - 1996 - Çeviri: Şemsa Gezgin
- Tuhaf bir acı bu.
- Hiçbir zaman yaşayamayacağın bir şey için özlemden ölmek.
Alessandro Baricco
Sayfa 89 - Can Yayınları - 1. Basım - 1996 - Çeviri: Şemsa Gezgin
...otuz üç yaşını bitirdi. Yaşamı yağmur olmuş yağıyordu gözlerinin önünde...
Alessandro Baricco
Sayfa 33 - Can Yayınları - 1. Basım - 1996 - Çeviri: Şemsa Gezgin
Bin kez kadının gözlerini aradı, bin kez de kadın onun gözlerini buldu. Bir çeşit hüzünlü danstı bu bakışmalar, gizlice ve güçsüzce...
Alessandro Baricco
Sayfa 58 - Can Yayınları - 1. Basım - 1996 - Çeviri: Şemsa Gezgin
...gökyüzünün yüzlerce kuşun havalanmasıyla lekelendiğini gördü...
Alessandro Baricco
Sayfa 55 - Can Yayınları - 1. Basım - 1996 - Çeviri: Şemsa Gezgin
- Sen ölmüştün.
- Ve dünyada güzel hiçbir şey kalmamıştı.
Alessandro Baricco
Sayfa 85 - Can Yayınları - 1. Basım - 1996 - Çeviri: Şemsa Gezgin
...rüzgarlı günlerde göle iniyor ve saatlerce suyu izliyordu, çünkü suyun yüzünde, anlaşılmaz ama hoş bir gösteri gibi geçip gitmiş olan yaşamını görür gibi oluyordu.
Alessandro Baricco
Sayfa 108 - Can Yayınları - 1. Basım - 1996 - Çeviri: Şemsa Gezgin
Sabırla dut yaprağı atlastan kumaş döner. Hiç merak ettiniz mi neden elma, armut yaprağı değil de dut yaprağı. Çünkü ipekböcekleri en çok beyaz dut yaprağını sever ve bu yaprakları yedikten sonra salgılayarak en güzel kumaşları bizlere sunarlar.

Gerçek bir ipek kumaş insanda hiçlik duygusu yaratır. Teninize, elinize ya da herhangi bir yerinize temas ettiğinde o hiçliğin sizi sardığını ve mutlu ettiğini anlarsınız. Çünkü bilirsiniz ki o ipek yoktan var oluşun bir sebebi olan “hiçliği” barındırmaktadır.

Hikâye 1861 yılında 32 yaşında olan Fransa’nın Lavilledieu adlı kasabasında Herve Joncour’un başından geçen olayları anlatmaktadır. Asıl mesleği orduda asker olan bu güzel abimiz, küçük bir yönlendirme ile ipekböceği işine dalar ve bu dalış dünyayı gezmesine neden olur.

“Mayıs ayının ilk günlerinde yumurtalar açılıp, bir tırtıl sallıyorlardı dışarı. Dut yapraklarından oluşan otuz günlük çılgınca bir beslenmeden sonra, bu kez bir kozanın içine kapanıyordu tırtıl, aradan iki hafta geçince de kelebek olup deliyordu kozayı ve arkasından bin metre ham ipek iplik ve yüklüce Fransız Frank’ından oluşan bir servet bırakarak uçup gidiyordu...”

Bir adet ipekböceği ortalama yüz yirmi yumurta bırakır ve her geçen nesilde sayısız ipek böceğine sahibi olabilirsiniz. İki yüz adet ipekböceğine sahipseniz eğer, bu işe de gönül vermek isterseniz aylık yedi bin Türk lirası kazanma şansınız çok yüksektir. Arıcılık sektöründen sonra en büyük ve en kazançlı yetiştiriciliklerden birisidir.

Konunun geçtiği zamanlarda Avrupa ve Afrika’da bir salgın baş gösterir ve Herve sağlam ipekböceği yumurtalarını satın almak için “dünyanın sonu” olan Japonya adasına seyahatleri başlar.

“Japonya’ya gitmek üzere yola çıktı. Metz yakınlarında Fransız sınırını aştı, Württemberg ve Bavyera’dan geçerek Avusturya’ya girdi, trenle ilkönce Viyana’ya, sonra Budapeşte’ye, oradan da Kiev’e ulaştı. At sırtında iki bin kilometre giderek Rus bozkırlarına geçti. Ural’ları aştı, Sibirya’ya girdi, kırk gün daha yol gittikten sonra Baykal gölüne ulaştı. Orada yaşayanlar “deniz” diyorlardı bu göle. Amur Irmağını izleyerek, Okyanus’a ulaşana dek Çin sınırı boyunca ilerledi. Okyanus’ geldiğinde Sabirk limanında on bir gün bekledi, sonra Hollandalı bir kaçakçı gemisine binip, Japonya’nın Batı kıyısındaki Capo Teraya’ya ulaştı. Yürüye yürüye, dolambaçlı yollar izleyerek, İşikava, Toyama, Niigata’dan geçti ve Fukuşima’ya gitti, oradan da Şirakava’ya vardı, kentin çevresinden dolanıp doğuya gitti, iki gün bekledi, sonunda siyahlar giymiş bir adam geldi ve gözlerini bağlayarak…”

Yazarın arı dili ve konunun sürükleyici sadeliği gerçekten kitabın devamlılığını çok iyi şekilde devam ettiriyor. Sonunda ise gerçekten bir sürpriz ile karşılaşıyorsunuz.

Asıl amaç aslında elimizde olanların kıymetini asla bilmediğimiz bir yere götürüyor yazar bizi. Neden hep başka türlü arayış içerisine girer de yanımızda asıl bizim için değerli olanları görmeyiz? Neden bunun farkına iş işten geçtikten sonra varırız?

Kitabın hardal renkli sayfaları ve 1996 ilk basım olması ise benim için ayrı bir güzellikti. Severek okudum ve zevk aldığımı bilmenizi isterim. Okunulası ve tavsiye edilebilesi bir eser.

Sevgi ile kalın.


Baldabiou, yirmi yıl önce kasabaya gelip, doğruca belediye başkanının ofisine giden ve geldiğini bildirmelerine fırsat vermeden içeri dalıp, yazı masasının üzerine günbatımı rengi ipek bir eşarp koyan ve başkana şu soruyu soran adamdı:
- Bu nedir biliyor musunuz?
- Kadın işi.
- Yanıldınız. Erkek işi: para.
Belediye başkanı onu kapı dışarı etmişti o zaman. Bunun üzerine Baldabiou gidip nehir kıyısına bir ipek eğirme yeri, ormanın arkasına ipekböceği yetiştirmek için bir depo, Vivier’e giden yolun başına da Azize Agnese’ye adadığı küçük bir kilise inşa ettirmişti. Yaklaşık otuz kişiyi işe almış, İtalya’dan her yanı tekerlek ve çark dolu esrarengiz, ahşap bir makine getirtmişti; yedi ay boyunca da hiç konuşmamıştı. Sonra yeniden gitmişti belediye başkanının yanına ve tam otuz bin franklık kocaman banknotları sırayla önüne dizmişti.
- Bunlar nedir, biliyor musunuz?
- Para.
- Yanıldınız. Bunlar sizin hıyar olduğunuzun kanıtıdır.
…”
Bir kitap okudum hayatım değişti. Andremi bulup öldürmem uzun zamanımı alacak gibi ama buna çabalama ve bu serüven benim için gayet eğlenceli olacak gibi duruyor. Kitap sıradan din baskısıyla yetişen çocukların hayatlarından daha fazlası. Köprüden atacağımız çok insan var ama önce bizim atlamamiz gerek. Kitaba başlamadan önce kafanızın içindeki tüm düşünceleri bir kenara bırakın ve sadece okuyun, ilk okuduğunuzda değil belki ama muhakkak anlayacaksınız. İyi okumalar :))
Klostrofobisi olan bir kaptan, kör bir dümenci, kekeme telgrafçı, adını söylemenin imkansız olduğu bir doktoru olan bir transatlantik  Virginian'da  var olan muhteşem bir Caz Orkestrası ve onun mucize piyanisti  Danny Boodmann T.D. Lemon Bin Dokuz Yüz'ün sıra dışı hayatını, Atlantik Caz Orkestrasının trompet ustasının ağzından dinliyorsunuz. Gemide tekedilmiş bir çocuk olarak doğup büyüyen ve hiç karada yaşayamamış farklı karakter Bindokuzyüz. Etkileyici bir son.
Masalsı bir anlatım,bitmesini istemediğiniz bir hikaye, Bindoküzyüzün öyküsünü dinlerken kimi zaman o imkansız müziği içinizde hissediyorsunuz, kimi zaman fırtınada piyanoyla birlikte siz de dans ediyorsunuz. Henüz seyretmediyseniz filmini de izlemek isteyeceksiniz.
Denizin, insanları birleştirici, iyileştirici gücünün yanı sıra ürkütücü tarafının da okurla paylaşıldığı şiirsel bir roman. Yazarın kuvvetli edebi yönü, kelimelerinin gücü kitaba ayrı bir anlam kazandırıyor.
Bugün kitapçıdaydım ve oradaki iki kızın konuşmasına şahit oldum. Çağrı Taner'in kitabını arıyorlardı. Hiçbir edebi ve sanatsal değeri olmayan bir kitabı.

İnsan üzülmeden edemiyor -zaten üzülmek insanın elinde olan bir şey değil-. Bir kitabın okunması için illa popüler mi olması gerekiyor? Demem o ki ben bu kitap hakkında ne yazarsam yazayım, sözde popüler kitaplar listesinde olmadığı için birçok kişiye hiçbir şey ifade etmeyecek. O yüzden bu kitap hakkında iyi veya kötüdür diye yorum yapmayacağım. Sadece şunu belirtmek istiyorum; bu kitabı okumadığınız ya da okuyamadığınız için sizin adınıza üzülüyorum.
Değişik bir anlatımı var.Yer yer bir senaryo havası katılmış.Biraz küfürlü.Gemide doğup karaya hiç ayak basmamış bir delikanlının ilginç hikayesi ve hazin sonu.Kitaba başlarken felsefi bir anlatım bekliyordum içeriği sürpriz oldu benim için....
Hikâye ile roman arasındaki ince sınırın üzerinde ustalıkla ilerleyen bir eser. Yazarın girişteki notuna bakınca kitabın ilginç hikayesi, beni kitabı okuma hususunda daha da heyecanlandırdı. Bu isimde bir kitabın, daha önce yayınlanan bir romanındaki bir sahnede geçtiği, diğer kitap yayınlanınca, romanın içinde yer alan o hayali kitabı da canlandırmak istediğinden bahsediyor. Bu yanı ile kitap bir roman figüründen gerçek yaşama sıçramayı başarmış bir karaktere bürünüyor.
Kitapta, üç farklı şafak vaktinde geçen, üç farklı ikilinin üç ayrı hikâyesi var. Olayların üçünün de başlangıç noktaları otel lobisi ya da otel odaları. Ama hikayeler arasındaki bağlar sadece şafak vakti ve otel mekanları ile sınırlı değil. Dikkatli bir okur için hikayelerin karakterleri de çapraz zamanlarda birbirleri ile harmanlanmış. Bir kadın ve bir erkek karakter üç farklı hikâyede birbirlerinin farklı yaş dönemlerinde (biri çocuk diğeri yaşlı veya tersi) karşı karşıya geliyorlar. Bu zaman karşıtlığı ya da gidiş gelişleri bir bütünlük sağlamakla birlikte, bu teması kurmak hikayeleri daha da ilginç kılıyor.
Yazar özellikle karakterlerin diyaloglarını üretme konusunda oldukça gerçekçi ve becerikli. Son derece akışkan diyaloglar söz konusu. Her bir hikayenin kendi içindeki dokusu, olay örgüsü de son derece başarılı. İlk defa bir eserini okuduğum yazar, hikaye kurgusu ve yazım dili ile beni oldukça etkiledi. Bu kitabı, diğer kitaplarını da okuma konusunda beni heyecanlandırdı. Hikaye türünden hoşlanan okurlar için tavsiye edeceğim bir eser.

Yazarın biyografisi

Adı:
Alessandro Baricco
Unvan:
İtalyan Yazar ve Yönetmen
Doğum:
Torino, 25 Ocak 1958
Genç kuşak İtalyan romancılarından olan Alessandro Baricco, 1958 yılında Torino kentinde doğdu. Öfke Şatoları ve Oceano Mare adlı romanları çeşitli roman ödüllerine değer görüldü. İpek adlı kısa romanı pek çok dile çevrildi, İtalya'da uzun süre çok okunan kitaplar listesinin başında kaldı.

Yazar istatistikleri

  • 7 okur beğendi.
  • 112 okur okudu.
  • 3 okur okuyor.
  • 74 okur okuyacak.
  • 1 okur yarım bıraktı.