Dido Sotiriyu

Dido Sotiriyu

Yazar
8.4/10
128 Kişi
·
391
Okunma
·
11
Beğeni
·
1.624
Gösterim
Adı:
Dido Sotiriyu
Unvan:
Yunan Kadın Yazar.
Doğum:
Aydın, 1909
Ölüm:
2004
Dido Sotiriyu (alternativ yazılış: Dido Sotiriu; Yunanca: Διδώ Σωτηρίου, muhtemelen Türkce: Dido Sotiroğlu, d. 18 Şubat 1909 - ö. 23 Eylül 2004), Yunan kadın yazar.
Asıl adı Dido Sotiriu olan yazar, 1909 yılında Aydın'da doğdu. Sol görüşlü ve militan kişilikli Sotiriu, özellikle ülkesinde kadın hakları mücadelesinde ön saflarda yer almış bir kadın yazardı. Çocuk yılları Aydın'da geçti. 1922 yılında 13 yaşındayken Yunanistan'a amcasının yanına göç etmek zorunda kaldı. Ailesi daha sonra göçtü. Göçmek zorunda kalmanın verdiği acılar ve ailesinin kısıtlamaları yüzünden zorlu bir hayat geçirdi. Ailesinin karşı çıkmasına karşın öğretim üyesi oldu. Alman işgali sırasında, 1940-45 yılları arasında yeraltı basınında önemli görevler aldı. 1986'da Livaneli ve Teodorakis'in girişimiyle kurulan Türk-Yunan Dostluk Derneği kurucuları arasında yer aldı. Aydın'daki çocukluk günlerini anlatan Matomena Homata (Kanlı Topraklar - Benden Selam Söyle Anadolu'ya adlı (çeviren Atilla Tokatlı) kitabıyla 1982 yılında Abdi İpekçi Türk-Yunan Dostluk Ödülü'nü kazandı.
...Tatlı söz, yılanı deliğinden çıkarır amma, yalan söz de kuzuyu kurda döndürür. İnsan dediğin zayıf mahlûk.
Dido Sotiriyu
Sayfa 62 - Alan Yayıncılık 11.Baskı 1995 Çevirmen Attila Tokatlı
Allahım! Eğer elimden bir insana karşı haksızlık çıktıysa, elimi kes. Birine kem gözle baktımsa, gözümü oy! Başkasının malına kaydıysa gönlüm, sök parçala!.
Dido Sotiriyu
Sayfa 91 - Alan Yayıncılık 11.Baskı 1995 Çevirmen Attila Tokatlı
Ve sen... Kör Mehmet'in damadı. Hele sen! Neye öyle tiksinerek bakıyorsun yüzüme? Öldürdüm evet seni, ne olmuş! Ve işte ağlıyorum... Sen de öldürdün! Kardeşler, dostlar, hemşeriler... Koskoca bir kuşak, durup dururken katletti kendi kendini!
Dido Sotiriyu
Sayfa 229 - Alan Yayıncılık
262 syf.
·4 günde·Beğendi·Puan vermedi
Kitabın son sayfası ve son satırları bir nevi yaşananların, olmaması gerekenlerin, insan onurunu kıran, savaşın vahamet'ini, vahşiliğini, insanda bambaşka ruhsal yapıların oluşturduğunu "keşke böyle olmasaydı, keşke yaşananlar sadece ama sadece keşkelerin hamurunda kalsaydı gerçek olamasaydı bunca şey." demeye getiren. vicdan muhasebesinin özeti gibi...
Yazar kitabını şu paragrafla bitiriyor zaten...: Anayurduma selam söyle benden Kör Mehmet'in damadı ! "Benden selam söyle Anadolu'ya.. Toprağına kanla suladık diye bize garezlenmesin...Ve kardeşi kardeşe kırdıran cellatların, Allah bin belasını versin !...
Kitabın anlatımı, gayet güzeldi.
Yazar olayları objektif bir persfektif içerisinde kaleme almış olsa da bazı tarihi yanılgıların, çelişkilerin varlığını yadsıyamam. Kaleme alırken biraz objektifliğin zedelendiği hissi vermiyor değil.
Ayrıca kabul edemeyeceğim bazı şeylerin olduğunu da itiraf etmeliyim.; -Kitabın başından sonuna kadar ki düzenli ordunun
kurulmasından sonraki evrelerde dahi Türk Askeri
ne hala "Türk Çeteleri" demsi.
-40 bin Yunanlı savaş esirinin çukurlara doldurulup
silahla taranarak katledilmesi iddiası.
- 9 Eylülde Türklerin İzmir e girme aşamasın da
yerli halkın ve askerlerin bilhassa Ermenileri kat-
ledip ocaklarını, evlerini ateşe vermesini.
Gibi.
262 syf.
·26 günde·Beğendi·10/10
O kadar çarpıcı ki roman, şu kısmı bile yaşanan tüm acıları anlatmaya yeter:

"Ve sen Kör Mehmet’in damadı! Hele sen! Niye öyle tiksinerek bakıyorsun yüzüme? Öldürdüm evet seni, ne olmuş! Ve işte ağlıyorum. Sen de öldürdün! Kardeşler, dostlar, hemşeriler! Koskoca bir kuşak, durup dururken katletti kendini! Anayurduma selam söyle benden Kör Mehmet’in damadı! Benden selam söyle Anadolu’ya! Toprağını kanla suladık diye bize garezlenmesin!
Ve kardeşi kardeşe kırdıran cellatların Allah bin belasını versin!"

Romanın kahramanı Manoli, tam büyük harp öncesi bu coğrafyada yaşayan ve harple birlikte kendi kararları dışında oradan oraya savrulan Anadolu Rumlarının temsilidir. Efes yöresinde Kırkıca’da yaşayan Manoli’nin hayattaki tek gayesi babasının hep çalışarak ve zorlukla sahip olduğu tarlaları çok küçük yaşlarından beri yaptığı gibi ekip biçmek, daha da büyütmek, bir köşesine ev yapıp sevdiği kız ile evlenmek ve kendi çocuklarını da aynı düzende yetiştirmektir oysa. Ama suretleri bilinmez büyük devletler ayakta zor duran Osmanlı’nın mirasını paylaşmak uğruna izin vermezler buna. Hem Osmanlı’yı daha kolay parçalayabilmek, hem de ticaretini hızlıca ele geçirebilmek için yüzlerce yıldır Osmanlı ticaretinin ana aktörleri olan Rumlar ve Ermenileri milliyetçiliği körükleyerek oyunun dışına itmek isterler. Zira çok iyi bilirler bu savaşın kazananının Osmanlı’nın Müslüman Türk, Rum, Ermeni sahipleri olmayacağını.

Körüklenen milliyetçilik rüzgarı ve Osmanlı’nın can çekişirken daha da bozulan yönetim ve adalet anlayışı Anadolu Rumlarını Yunan milliyetçiliğinin sempatizanı yapar önce. Yoksul ülke zorlu savaşa girip askere alınan Müslüman Türklerin çok azının eve geri dönebileceği görülünce, yüzyıllardır askerlikten uzak tutulan Hristiyan tebaanın gücünü daha da arttıracağından çekinilir, orduyu arkadan vurmalarını engellemek için Hristiyan Osmanlılar, ölümüne amelelik yapacakları Amele Taburları’na alınır. Bu ise çözülmeyi daha da hızlandırır. Osmanlı’dan destek göremeyeceklerini, tam tersine “içerideki düşman” gibi değerlendirildiklerini anlayan Rumlar yeni kurulan Yunan devletine dönerler yüzlerini. Ve Küçük Asya’da kardeşin kardeşi kıyımı başlar. Yüzyıllarca bir arada, kol kola, birbirine saygılı yaşamış halklar birbirlerinin boğazına sarılırlar kıyasıya. Sermaye istediğini alırken milyonlarca masum bu saçma savaşın kurbanı olur.

Kahramanımız Manoli gerek aklının gerekse şansının yardımıyla ölmez, ama oradan oraya savrulur, sürünür. Amele Taburu’na alınır, kaçar, çetecilik yapar, Dünya Savaşı’nda bir Yunan askeri olarak kardeşi Türklere doğrultur silahını, Mustafa Kemal ve ordusu Yunanlıları İzmir’den denize dökerken kaçar ve Sisam’a sığınır. Ama her adımında bilir aslında savaşının anlamsızlığını, bilir çaresizliğini; ve kaderine lanet eder.

Romanı okuyunca anlar ki insan, yoktur hiç kimsenin başka bir çaresi, ne acıdır ki yoktur kimsenin seçme iradesi. Büyük devletlerin kapalı kapılar ardındaki planlarında gereken isimleri önemsiz tüm bu halklar kaderin kendilerine yazdığı oyunu oynarlar yalnızca; ve yalnızca hayatta kalmaya çalışırlar, hepsi bu…
262 syf.
Bu kitap, şu zamana dek beni etkileyen sayılı kitaplardan birisi oldu. Kitabın yazarı Aydın'da doğmuş bir Rum'dur. Ve Dido Sotriyu, kitabının başlarında şimdinin Şirince diye bilinen Kırkıca köyünü anlatır bize; Dağdaki Efes'i yani...
Rum geleneklerine, bölgenin güzelligine ve tarihine değinir. Türk ve Rum halkının dostane ilişkilerinden bahseder bize. Bu durum böyle gitmez tabiki. 1.Dünya savaşının çıkmasıyla herşey altüst olur. Osmanlı'nın, Savaşta Almanya'nın yanında yer almasıyla birlikte Anadolu'daki hristiyan halklar tahakküm altına alınır. Akabinde zorunlu göçler, halk kışkırtmaları ve ölümler yaşanır.
Bağımsızlığını ilan eden Yunanistan'ın, Ege'yi işgale başlamasıyla birlikte Rumlar, Yunan kuvvetlerine katılır. Sonrasını tahmin etmek zor değildir. Karşılıklı katliamlar, kan ve gözyaşından başka birşey yoktur artık. Savaş zamanın iki dost halkını düşman haline getirmiştir. Dido sotriyu kitabında, "savaşın kazananı olmaz" sözünü okura göstermektedir...
262 syf.
·9 günde·Puan vermedi
Savaşın insanları nasıl insanlıktan çıkardığı,barışın ne kadar büyük bir nimet olduğunu anlamak istiyorsanız bu kitabı okumanız lazım.
243 syf.
Hiç "öteki" taraftan bakmayı denedik mi? Yani karşı kıyıdan...Yani Ege’nin diğer tarafından...İşte bu kitap 1.Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı esnasında önce Osmanlı tebasında İzmir Efes Ovası’nda çifçilik yapan,sonra işgal sırasında Türkiye topraklarında Yunan ordusuna katılan Manoli Aksiyotis adlı bir Rum köylüsünün romanlaştırılmış anıları ile bize bu açıdan bakmaya fırsat tanıyor.Yazar"yaşlılar unutmasın,gençler bütün olup biteni çırılçıplak görsün diye yazdım”der ödüllü romanında.Unutturmamak,hatırlatmak artık tanık olduğumuz evrensel bir amaç tüm Dünya yazarlarında..Ve romanın gerçek kahramanı Monali tüm gücüyle haykırır savaşın anlamsızlığına;"Ve sen Kör Mehmet in damadı!Hele sen! Niye öyle tiksinerek bakıyorsun yüzüme?Öldürdüm evet seni,ne olmuş!Ve işte ağlıyorum..Sen de öldürdün!Kardeşler,dostlar,hemşeriler..Koskaca bir kuşak,durup dururken katletti kendi kendini!...Ana yurduma benden selam söyle Kör Mehmed’in Damadı!Benden selam söyle Anadolu’ya!..Toprağını kanla suladık diye bize garezlenmesin...Ve kardeşi kardeşe kırdıran cellatların Allah bin belasını versin!..
243 syf.
·Puan vermedi
Bu eser okuyali oldu bir hayli zaman, güzel bir eser kurtuluş savaşı yıllarını okulda ders kitabı ve ilgili kitaplardan küçüklüğümuzden itibaren okuduk,
Acaba o yıllar karşı mahallede nasıl görülmüş, Anadolu' insanı olan bir Rum köylüsü gözünden o yıllarını okumak gerçekten güzel
Hayata farklı pencereden bakmaya korkan insanlara bu kitabı okumalarını tavsiye etmem,
iyi okumalar
243 syf.
·5 günde·10/10
“Benden selam söyle Anadolu’ya...Toprağını kanla suladık diye bize garezlenmesin...Ve kardeşi kardeşe kırdıran cellatların, Allah bin belasını versin!”
Söyleyeceklerim bu kadar.
243 syf.
İncir Kuşları, Zeytindağı, Boyalı Kuş, Benden Selam Söyle Anadolu'ya uzayıp gider.
Kendi ulusunu, devletini, saçma sapan idealler uğrana döktükleri kanı eleştirebilmesi ve tüm kötülüklere rağmen yine Anadolu insanına kin gütmemesi, ona samimiyetle inanmasına hayran kaldım.
Biz böyle değildik. Zulmedenler değildik. İnsanı yaşat ki ...
Demiri demirle dövdüler; biri sıcak biri soğuktu.
İnsanı insanla kırdılar; biri aç biri toktu.
242 syf.
·Beğendi·10/10
Rıhtıma gelince herşeyi unuttum. Yepyeni ve dayanılmaz bir tatlılık kapladı içimi. Nereye bakacağımı, ilkin hangi hazzı duyacağımı şaşırmış gitmiştim...
Mübadele günlerini yaşamış olan yazarın gözünden tarafsız bir şekilde gerçek olayların anlatıldığı bir kitap. 57 baskı yapılmış..
262 syf.
“Benden selam söyle Anadolu’ya. Toprağını kanla suladık diye bize garezlenmesin. Ve kardeşi kardeşe kırdıran cellatların, Allah bin belasını versin!”
Objektif bir dil ile yazıldığını düşünmüyorum ki hatıraların doğasında böyle bir kanun vardır. Birinci Dünya Savaşı öncesi, savaş yılları ve akabinde milli mücadele sürecini Rum Manoli'nin bakış açısıyla okuyoruz. Dönemi sadece Türk yazarların gözüyle okumak kadar, yıllardır yaşamını bu topraklarda idame ettiren gayrimüslim halkın gözüyle de okumak birçok şeyin anlamlandırılması ve bütünlük için elzemdir.

Yazarın biyografisi

Adı:
Dido Sotiriyu
Unvan:
Yunan Kadın Yazar.
Doğum:
Aydın, 1909
Ölüm:
2004
Dido Sotiriyu (alternativ yazılış: Dido Sotiriu; Yunanca: Διδώ Σωτηρίου, muhtemelen Türkce: Dido Sotiroğlu, d. 18 Şubat 1909 - ö. 23 Eylül 2004), Yunan kadın yazar.
Asıl adı Dido Sotiriu olan yazar, 1909 yılında Aydın'da doğdu. Sol görüşlü ve militan kişilikli Sotiriu, özellikle ülkesinde kadın hakları mücadelesinde ön saflarda yer almış bir kadın yazardı. Çocuk yılları Aydın'da geçti. 1922 yılında 13 yaşındayken Yunanistan'a amcasının yanına göç etmek zorunda kaldı. Ailesi daha sonra göçtü. Göçmek zorunda kalmanın verdiği acılar ve ailesinin kısıtlamaları yüzünden zorlu bir hayat geçirdi. Ailesinin karşı çıkmasına karşın öğretim üyesi oldu. Alman işgali sırasında, 1940-45 yılları arasında yeraltı basınında önemli görevler aldı. 1986'da Livaneli ve Teodorakis'in girişimiyle kurulan Türk-Yunan Dostluk Derneği kurucuları arasında yer aldı. Aydın'daki çocukluk günlerini anlatan Matomena Homata (Kanlı Topraklar - Benden Selam Söyle Anadolu'ya adlı (çeviren Atilla Tokatlı) kitabıyla 1982 yılında Abdi İpekçi Türk-Yunan Dostluk Ödülü'nü kazandı.

Yazar istatistikleri

  • 11 okur beğendi.
  • 391 okur okudu.
  • 16 okur okuyor.
  • 196 okur okuyacak.
  • 3 okur yarım bıraktı.