Dido Sotiriyu

Dido Sotiriyu

Yazar
8.7/10
53 Kişi
·
156
Okunma
·
4
Beğeni
·
1.322
Gösterim
Adı:
Dido Sotiriyu
Unvan:
Yunan Kadın Yazar.
Doğum:
Aydın, 1909
Ölüm:
2004
Dido Sotiriyu (alternativ yazılış: Dido Sotiriu; Yunanca: Διδώ Σωτηρίου, muhtemelen Türkce: Dido Sotiroğlu, d. 18 Şubat 1909 - ö. 23 Eylül 2004), Yunan kadın yazar.
Asıl adı Dido Sotiriu olan yazar, 1909 yılında Aydın'da doğdu. Sol görüşlü ve militan kişilikli Sotiriu, özellikle ülkesinde kadın hakları mücadelesinde ön saflarda yer almış bir kadın yazardı. Çocuk yılları Aydın'da geçti. 1922 yılında 13 yaşındayken Yunanistan'a amcasının yanına göç etmek zorunda kaldı. Ailesi daha sonra göçtü. Göçmek zorunda kalmanın verdiği acılar ve ailesinin kısıtlamaları yüzünden zorlu bir hayat geçirdi. Ailesinin karşı çıkmasına karşın öğretim üyesi oldu. Alman işgali sırasında, 1940-45 yılları arasında yeraltı basınında önemli görevler aldı. 1986'da Livaneli ve Teodorakis'in girişimiyle kurulan Türk-Yunan Dostluk Derneği kurucuları arasında yer aldı. Aydın'daki çocukluk günlerini anlatan Matomena Homata (Kanlı Topraklar - Benden Selam Söyle Anadolu'ya adlı (çeviren Atilla Tokatlı) kitabıyla 1982 yılında Abdi İpekçi Türk-Yunan Dostluk Ödülü'nü kazandı.
— Güneşi gece yarısı aramaya kalkışmak boşunadır Manoli!
Dido Sotiriyu
Sayfa 182 - Alan Yayıncılık 11.Baskı 1995 Çevirmen Attila Tokatlı
Allahım! Eğer elimden bir insana karşı haksızlık çıktıysa, elimi kes. Birine kem gözle baktımsa, gözümü oy! Başkasının malına kaydıysa gönlüm, sök parçala!.
Dido Sotiriyu
Sayfa 91 - Alan Yayıncılık 11.Baskı 1995 Çevirmen Attila Tokatlı
...Tatlı söz, yılanı deliğinden çıkarır amma, yalan söz de kuzuyu kurda döndürür. İnsan dediğin zayıf mahlûk.
Dido Sotiriyu
Sayfa 62 - Alan Yayıncılık 11.Baskı 1995 Çevirmen Attila Tokatlı
"Ne istersen onu yaparım baba. Yalnız bilmeni isterim ki, ben öğrenim görmek arzusundayım. Hani çok susadığın vakitler, serin bir su içip de şöyle bir oh çekersin ya, her yeni öğrendiğim şeyde, işte ben de öyle bir oh çekiyorum."
Kafasını biraz olsun çalıştırmak zahmetine katlanmayıp da omuz silkenler, aslında büyük bir suç işliyor! Ve sen Aksiyotis, sen daha da suçlusun... Sanıyor musun ki tarihi yapanlar hükümet adamlarıyla generallerdir! Gözlerini yumar, kulaklarını tıkarsan onların uçuruma doğru ittikleri bir tekerlek olup çıkarsın. Ama sen böyle aciz bir alet değilsin ki Manoli, Halk'sın sen, Halk! Ve olayları değiştirebilmek için anlamak zorundasın!
Deveci heyy! Kulağında karanfil, nereye gidiyorsun? Beni de al yanına! Geliyorum işte, bekle! Ve boşu boşuna haykırıp durma o güzel türküyü: Yüreğini sımsıkı kapatmış herkes, işitmiyorlar!
Dido Sotiriyu
Sayfa 228 - Alan Yayıncılık 11.Baskı 1995 Çevirmen Attila Tokatlı
262 syf.
·4 günde·Beğendi·Puan vermedi
Kitabın son sayfası ve son satırları bir nevi yaşananların, olmaması gerekenlerin, insan onurunu kıran, savaşın vahamet'ini, vahşiliğini, insanda bambaşka ruhsal yapıların oluşturduğunu "keşke böyle olmasaydı, keşke yaşananlar sadece ama sadece keşkelerin hamurunda kalsaydı gerçek olamasaydı bunca şey." demeye getiren. vicdan muhasebesinin özeti gibi...
Yazar kitabını şu paragrafla bitiriyor zaten...: Anayurduma selam söyle benden Kör Mehmet'in damadı ! "Benden selam söyle Anadolu'ya.. Toprağına kanla suladık diye bize garezlenmesin...Ve kardeşi kardeşe kırdıran cellatların, Allah bin belasını versin !...
Kitabın anlatımı, gayet güzeldi.
Yazar olayları objektif bir persfektif içerisinde kaleme almış olsa da bazı tarihi yanılgıların, çelişkilerin varlığını yadsıyamam. Kaleme alırken biraz objektifliğin zedelendiği hissi vermiyor değil.
Ayrıca kabul edemeyeceğim bazı şeylerin olduğunu da itiraf etmeliyim.; -Kitabın başından sonuna kadar ki düzenli ordunun
kurulmasından sonraki evrelerde dahi Türk Askeri
ne hala "Türk Çeteleri" demsi.
-40 bin Yunanlı savaş esirinin çukurlara doldurulup
silahla taranarak katledilmesi iddiası.
- 9 Eylülde Türklerin İzmir e girme aşamasın da
yerli halkın ve askerlerin bilhassa Ermenileri kat-
ledip ocaklarını, evlerini ateşe vermesini.
Gibi.
262 syf.
·Beğendi·10/10
Bu kitap, şimdiye dek beni etkileyen sayılı kitaplardan birisi oldu. Kitabın yazarı Aydın'da doğmuş bir Rum'dur. Ve Dido Sotriyu, kitabının başlarında şimdinin Şirince diye bilinen Kırkıca köyünü anlatır bize; Dağdaki Efes'i yani...
Rum geleneklerine, bölgenin güzelligine ve tarihine değinir. Türk ve Rum halkının dostane ilişkilerinden bahseder bize. Bu durum böyle gitmez tabiki. 1.Dünya savaşının çıkmasıyla herşey altüst olur. Osmanlı'nın, Savaşta Almanya'nın yanında yer almasıyla birlikte Anadolu'daki hristiyan halklar tahakküm altına alınır. Akabinde zorunlu göçler, halk kışkırtmaları ve ölümler yaşanır.
Bağımsızlığını ilan eden Yunanistan'ın, Ege'yi işgale başlamasıyla birlikte Rumlar, Yunan kuvvetlerine katılır. Sonrasını tahmin etmek zor değildir. Karşılıklı katliamlar, kan ve gözyaşından başka birşey yoktur artık. Savaş zamanın iki dost halkını düşman haline getirmiştir. Dido sotriyu kitabında, "savaşın kazananı olmaz" sözünü okura göstermektedir...
262 syf.
·9 günde·Puan vermedi
Savaşın insanları nasıl insanlıktan çıkardığı,barışın ne kadar büyük bir nimet olduğunu anlamak istiyorsanız bu kitabı okumanız lazım.
242 syf.
·Beğendi·10/10
Rıhtıma gelince herşeyi unuttum. Yepyeni ve dayanılmaz bir tatlılık kapladı içimi. Nereye bakacağımı, ilkin hangi hazzı duyacağımı şaşırmış gitmiştim...
Mübadele günlerini yaşamış olan yazarın gözünden tarafsız bir şekilde gerçek olayların anlatıldığı bir kitap. 57 baskı yapılmış..
262 syf.
·4 günde·Beğendi
Buralarda yaşananları artık burada yaşayamayanlardan öğrenmek.. Savaşı savaşmayanlara anlatmak.. Yıllar önce yazılanları bugün okumak.. Ön yargılarınızı yıkılır mı? Savaş, göç, hasret, acı.. Barış hep uzak mı?
262 syf.
·27 günde·Beğendi·8/10
Bu hikayenin bir karakteri olsam ki hikayede çok kısa geçiyor. Doktor şükrü efendi olurdum.
Balkan savaşları zamanı ve dönemin İzmirinde yaşayan Anadolu rumlarının hatıralarından bir derleme. Kitabın spoiler'ında belirtildiği gibi tarafsız kaleme alınmış...
- Yaptığınız iyiliği hiç unutmayacağım, dedi. "Manoli Aksiyotis"
- Senin için yapmadım ki... diye cevap verdi. Sizler için yapmadım ki ben bu iyiliği...Kendi vatanım için yaptım! Yurttaşlarımızla askerlerimizin insan dışı bir duruma düşmelerine göz yumacak olursak, ne biçim bir millet oluruz biz? dedi. "Doktor Şükrü Efendi."
262 syf.
·12 günde·Beğendi·10/10
Rum Manoli'nin anılarından yola çıkılarak yazılan kitap Kurtuluş Savaşı öncesi ve sonrasının, Rumların gözünden bir panoramasını çizer bize. Açıkça bir dram anlatılır. Savaş bizim için kurtuluşken onlar için kaçış demekti. Osmanlı'ya başkaldırıp çeteler kuran Rumlar dağlarda saklanırken, köylerde kalıp Osmanlı için toplanan ve Amele taburlarına alınıp yol işçisi yapılan Rumlar da vardı. Bu Rumlar aynı zamanda Türk köylülerinin tarlalarında, çiftlik işlerinde çalıştırılmış, cephede onlara güvenilmediği için silah verilmemiştir. Birinci Dünya Savaşı'ndan bir şekilde kaçıp Yunanistan'a sığınırlar ama bu sefer de aynı kaçan Rumlar Anadolu'yu işgal etmek için gelirler.

Savaşın insanlara getirdiği dramı son derece gerçekçi öğelerle anlatan kitapta önemli bir şey daha anlatılır. İnsan yaşadıkça kaçması ve tekrar savaşması için yine de umut vardır. Ana karakter Manoli'nin tekrar, tekrar ve tekrar kaçması bunu beynimize işler adeta. Ve savaşın asla tek yönden can yakmadığını, insanlar, hayvanlar ve bitkiler dahil olmak üzere tüm canlılara, tüm milletlere ve bütün dünyaya zarar verdiği son derece akıcı ve gerçek bir şekilde anlatılır.

İnsanın ufkunu genişleten bir kitap olduğunu ve tarihi yorumlarken bakış açısının ne kadar önemli olduğunu anlatan bir eser olduğunu belirtmek istiyorum. İyi okumalar.
262 syf.
·4 günde·Beğendi·10/10
Kitapçıma gittiğimde sadece bir kitap alıp çıkacaktım fakat dışarının kalabalığı beni içeriye resmen hapsetti. Ben de çeşitli bütçelerle sınıflandırılmış diğer reyonlarda zamanımı geçirmeye başladım. Şuursuzca kitap bakarken karşıma Can yayınlarının bembeyaz parlayan kitabı çıkageldi. Genelde Can yayınlarının kitaplarını beğendiğimden dolayı incelemek istedim. Seçtiğim onca kitabın arasından kısıtlı bütçe sebebiyle birkaç kitabı alabildim ve alabildiklerimin arasında bu kitabın da olması beni pişmanlıktan şükür ki alıkoydu. Çok düşük beklentilerle başladım ve giriş bölümü, anlatımı, konuların işlenişi daha kitap elimdeyken, etkiledi. Okurken tasvirlenen yerlerde resmen bulundum, seslerini işittim, onlarla birlikte tarlada çalıştım. Ortalarına gelmişken içimi bir araştırma isteği sardı. Sürekli Rum - Türk savaşından bahsediliyordu ve Mustafa Kemal Atatürk, hakkında cahil kalanlar tarafından fazla basite indirgenmişti. Ayrıca kitap bir rum tarafından anlatılıyordu. Türkler bazen yüceltilmiş, bazense yersizleştirilmişti. Araştırma sonucunda çokça bilgiye sahip olmuştum fakat bu bende önyargı da oluşturmuştu. Kitap sevilesiydi, başka bir açıdan bakmak zorundaydım ve tamamiyle yazar gibi objektif yaklaşmaya çalıştım. Yazarın da savaş nedeniyle Anadolu'dan, memleketinden kaçmak zorunda kaldığını biliyordum. Yazarın kitabı yazma nedenini ve hayatını bilirseniz yorumunuz çoğu zaman 180 derece döner. Bakmaya çalıştığım bakış açısından "Savaşı kaybedenin her zaman halk olduğunu, hangi taraf olursa olsun halkın zarar gördüğünü, zalimce insanı toprağından, sevdiğinden, ailesinden ayırdığını" anladım. "Halkın siyasete karşı takınması gereken tavrı" öğrendim. Ama en başında "aidiyet" duygusunu hissettim. Ayrıca bize her zaman karşı tarafın yaptıklarını, zalimliklerini öğretirlerdi. Aralarda masumların olduğunu da öğrendim. Düşman tarafından dinlemek bir de olayları çok değişikti. Bunu objektif bir şekilde okumak daha da ayrıydı. Satırlar yorumlanmak için zemin hazırlıyor.
Okunması gerekenlerden bence. Fakat değişik bir açıdan bakılmalı. Yoksa okuması hayli güç.
262 syf.
Benden selam söyle Anadolu'ya.. Toprağına kanla suladık diye bize garezlenmesin. Hiç unutmadım bu dizeleri ve yaşanan acıları.Yaşar Kemal'in Fırat Suyu Kan Akıyor kitabıyla birbirini bütünler nitelik taşır hissi veren bir kitap..
243 syf.
·4 günde
İsmiyle beni kendine çeken bir roman ama orijinal ismi farklı: Kanlanmış Topraklar. Belki de böyle romantik isimli kitapları sevdiğimden, bu şekilde çevrilmiş olmasa hiç okumazdım bu kitabı.

Konusu, aşina olmadığımız şeyler değil. Zamanında bir arada, kardeşçe yaşayan insanların önce yavaş yavaş nasıl birbirlerine düşman edilmek için uğraşıldığı, sonrasında da gerçekten ellerinde silahlarla karşı karşıya geldikleri ve en nihayetinde daha güçlü olanın güçsüz olan tarafa işkence için fırsat kolladığı anlatmakta.

Açıkçası Dido Sotiriyu bir tebriği hak ediyor bu noktada çünkü olaylar genel olarak cephede ve erkek ağzından anlatılırken sağladığı başarı göz ardı edilemez. Kendisi de doğduğu toprakları ardında bırakıp gitmek zorunda kaldığı için roman içindeki pek çok cümlenin kalbinin derinliklerinden geldiğini anlamak mümkün. Ah şu insan icadı ülke sınırları!

Alan Yayıncılık baskısını okudum ben, özel olarak aramıyor olmama rağmen o kadar çok yazım yanlışı vardı ki.

Söz konusu savaş olunca, düşmanımız bunu yaptığı için biz de bunları yaptık ya da siz daha acımasızdınız, gibi cümleler kurmak doğru olamıyor. Çok kıymet verdiğim bir hocamın da dediği gibi "Savaşların görünürde bir galibi olsa da aslında galip yoktur. İki taraf da kaybetmiştir."

Yazarın biyografisi

Adı:
Dido Sotiriyu
Unvan:
Yunan Kadın Yazar.
Doğum:
Aydın, 1909
Ölüm:
2004
Dido Sotiriyu (alternativ yazılış: Dido Sotiriu; Yunanca: Διδώ Σωτηρίου, muhtemelen Türkce: Dido Sotiroğlu, d. 18 Şubat 1909 - ö. 23 Eylül 2004), Yunan kadın yazar.
Asıl adı Dido Sotiriu olan yazar, 1909 yılında Aydın'da doğdu. Sol görüşlü ve militan kişilikli Sotiriu, özellikle ülkesinde kadın hakları mücadelesinde ön saflarda yer almış bir kadın yazardı. Çocuk yılları Aydın'da geçti. 1922 yılında 13 yaşındayken Yunanistan'a amcasının yanına göç etmek zorunda kaldı. Ailesi daha sonra göçtü. Göçmek zorunda kalmanın verdiği acılar ve ailesinin kısıtlamaları yüzünden zorlu bir hayat geçirdi. Ailesinin karşı çıkmasına karşın öğretim üyesi oldu. Alman işgali sırasında, 1940-45 yılları arasında yeraltı basınında önemli görevler aldı. 1986'da Livaneli ve Teodorakis'in girişimiyle kurulan Türk-Yunan Dostluk Derneği kurucuları arasında yer aldı. Aydın'daki çocukluk günlerini anlatan Matomena Homata (Kanlı Topraklar - Benden Selam Söyle Anadolu'ya adlı (çeviren Atilla Tokatlı) kitabıyla 1982 yılında Abdi İpekçi Türk-Yunan Dostluk Ödülü'nü kazandı.

Yazar istatistikleri

  • 4 okur beğendi.
  • 156 okur okudu.
  • 9 okur okuyor.
  • 86 okur okuyacak.
  • 1 okur yarım bıraktı.