Bazı oğlan çocukları vardır,
oyuncaklarını kırdıkları için değil,
hayat onları erken kırdığı için büyürler.
Daha bıyıkları terlemeden, sesleri kalınlaşmadan,
omuzlarına yaşlarından büyük mevsimler yüklenir.
.
Hayatı ve dünyayı,
rüzgârlar kasırgalar yiyerek öğrenir.
Dört duvarın soğuk kuytusunda üşüyen küçük eller,
ihtiyacı olan o en sıcak güneşi ancak kendi ceplerinde bulur.
.
Zemheri ayında hırkasız kalan o omuzlar,
gün gelir, koca bir gökyüzünü taşır.
(Çünkü yeryüzünün sarayları dardır onlara.)
Ben de onlardan biriydim.
.
Bir gün anladım ki
yeryüzü herkese aynı anahtarı vermiyor.
Bazıları kapıları açıyor,
bazılarıysa
Kaf Dağının arkasına kaçıyor.
.
İnsanlardan umudu kesince,
başımı göğe kaldırdım.
Mahkeme salonu soğuktu.
Duvarlarda devletin ağır rengi,
Tavanda dönen yorgun bir vantilatör vardı.
Kadın içeri girdiğinde herkes;
Morarmış yüz, sargılanmış kol bacak, enkaza dönmüş yılık dökük bir beden gördü ama,
Kimse onun yüreğindeki mezarları görmedi.
Kimse onun ruhundaki kırık aynaları görmedi.
Bir dosya numarasıydı sadece o artık.
Bir esas numarası.
Bir duruşma günü.
Yığınla evrak,
Bir kaç vesikalık fotoğraf.
Bir de kayıtlara “şikâyetçi” diye geçen mağdur bir kelime.
Hâkim gözlüğünü düzeltip hızlıca dosyaya baktı;
Şikayet dilekçesi vardı.
Darp raporu vardı.
Fotoğraflar vardı.
Hastane kayıtları vardı.
Karakol tutanağı vardı.
Komşu ifadeleri vardı.
Kırılmış bir telefon ekranı,
Gece üçte atılmış yardım mesajları vardı.
I.
Gece yine geç vakitte indi şehrin omuzlarına,
Bir yerlerde, rutubet kokan bir apartmana bir karanlık gölge yaklaşıyordu.
Ağır ve sarhoş adımlarla içeri girdi.
Bir adam değil,
Kendi ezikliğini yumruk yapmış bir öfkeydi o.
Adımlarında korkunun kokusu, soluğunda öfkenin zehri saklıydı.
Kadın ayak seslerinden tanıyordu yaklaşan felaketi.
Asansör yine bozuktu,
Öfke merdivenleri ağır ağır çıkıyordu.
Bu karanlık gölge yalnızca bir evi değil,
bir kadının tüm ömrünü çökertmeye geliyordu.
(Bazı kadınlar
Kocalarının ruh halini
Anahtarın kilide giriş şeklinden anlardı.)
Anahtarın kilitte dönerken çıkardığı o metalik, o soğuk ses,
İçeride,
kalbi göğüs kafesine sığmayan bir kadının infaz saatini duyuruyordu.
Kadın korkuyu sesizce sofraya koyuyordu.
Kalbi sanki kaburgalarını kırıp kaçmak istercesine çarpmaya başlamıştı.
Kadın,
sessizce kapıya doğru yürüdü.
(Çünkü bazı kadınlar