Büyük, eski bir ev. Bütün pencereleri kapalı. Dışarıdan bakıldığında ev ıssız görünüyor ve içi karanlık, havasız, nemli ve ağır. Dev bir mezarlığa benziyor. Ama işte genç, cesur ve güçlü insanlar yetişiyor. Neşeli, aydınlık yüzlü, akıllı gençler. Pencere panjurlarını kaldırıp perdeleri aralıyor, pencereleri açıyorlar... İçeriye güneş, ışık, temiz hava ve çiçek kokuları doluyor. Evde her şey canlanıp neşeleniyor. Ve evin kendisi de gençleşiyor sanki.
Sözüm ona kültürlü insanlar için üniversiteden sonra her zaman ve her yerde kitaplar, resimler, müzik, masallar, tiyatrolar, konserler, gazeteler, sanat, sergiler, dünya edebiyatı, toplantılar, kulüpler vardır. Peki ya halk için? En iyi haliyle iki, üç veya en fazla beş yıl ilkokula gidebiliyorlar. Yeteneksiz yazarlar tarafından yazılmış vasat ders kitapları okutulur genellikle. Çocuklarda öğrenme isteği, duygu ve düşünceler gelişmez. Çoğu zaman kitaba ve zihinsel çalışmalara olan ilgileri de azalmış olur.
Ya eğitim bitince ne olur? Milyonlarca insan kendi haline bırakılır. Onlar hakkında ne yazılıp çizilir, ne de konuşulur. Edebiyat, bilim, tiyatro, sergiler, konserler ve konferanslar; hiçbiri onlara hitap etmez. Mesih zamanındaki gibi din bilginlerimiz kitleleri hor görmeye devam eder.