Hayal etmeyi seviyorduk ancak bir o kadar da gerçekleri duymak istiyorduk.
Yalana başvuruyorduk fakat bir o kadar da doğrunun peşindeydik.
Ölümüne korkuyorduk ancak kendi içimizde bir o kadar da cesaretliydik.
Bizler siyah ile beyazın karışımı olan griydik esasında. Ne tam kara olabiliyorduk ne de tertemiz, bembeyaz bir sayfa açabiliyorduk hayatlarımızda.
Ya geçmişe romantik gözlerle bakıyorum
Ya geleceği düşünüp endişeleniyorum
Hiç şaşırtıcı değil
Yaşadığımı hissedememem
Gerçek olan anın içinde
Kalmayı bilmiyorken
Herkes kendince haklıydı belki de. Başkasına göre yanlış olan bir şey bana doğru gelebilirdi ve bu sorgulanmamalıydı. Fakat öyle bir ülkede yaşıyorduk ki düşüncelerimiz, fikirlerimiz ve en önemlisi de hayallerimiz sorgulanıyordu. Bizler bastırılmaya çalışılan o kişilerdik. Kendi içimizde kurduğumuz o düşlerin, gerçek hayattaki karşılığı ne yazık ki pembe masallardaki gibi değildi, çünkü burası hayallerin değil gerçeklerin ülkesiydi. Burada acımasızlıklar, yalanlar ve her türlü kötülükler yapılabilirken düşünce ve fikirler söylenemezdi...