Gemici

“.. benim hayran olduğum çok insan var. Mesela analığıma hayrandım. Benim analığımın bu köylü, halk içinden bir bilgeliği temsil ettiği ile ilgili çok güçlü bir inancım vardı. Ve o yönüyle bir saygım, sevgim ve hayranlığım vardı. Yani o cümle başka türlü söylenemez; “Canın büyüğü küçüğü olur mu? Allah her birine can vermiş” cümlesi. Bunun bilincinde olarak müdahale etmeye kalkıyor; “Vurma yavrum.” Ama, hayran olduğum bu bilge kişi, şimdi düşünüyorum da, “Sen bir cavurla evlendin, o çocuklar da cavur çocuğu” diyen aynı kişi. Kuşun canı hesaba alınmalı, ama besbelli ki, “Cavur”un ve onun çocuğunun canının hesaba alınması konusunu önemsemiyor. Halk bilgilerinin böyle bütüne erişememiş, yamalı bohça gibi bir durumu da var. O nedenle bir bireyin felsefi tavrının kendi içinde bir bütünlüğe erişmesini çok önemli buluyorum.”
Sayfa 481·Kitabı okudu
Reklam
… farkına vardım ki, benim çekmem gereken acı kendi acımdır. Kimseden o acıyı benim için çekmesini isteyemem. Ve şunu anladım ki, insanların bana yapabilecekleri tek şey, acımak. Anlamak pek yetkinlikleri içine girmiyor. Ondan dolayı da acınacak bir insan olmamayı kafaya koydum.
Sayfa 338·Kitabı okudu
“ insanlarla münasebetin ateşle olan münasebetin gibi olsun evladım. Çok yaklaşma yanarsın, çok uzaklaşma donarsın.” -Şirazlı Sadi
Sayfa 327·Kitabı okudu
Din algılayışını bir grubun, yüz baskın mı can baskın mı olarak ele alabilirsiniz. Aynı kutsal kitabı bir grup, yüz baskın olarak ele alabilir.Ondan dolayı ne yapar, “Din” der,” şu dilde olması lazım, din şöyle bir giyiniş tarzını gerektirir ve din şu kurallardan ibarettir” der. “Can” dan tamamıyla yoksundur. Herhangi bir şekilde insanın özü ile ilgili hiçbir şey söylemez. Kurallar manzumesi olarak, din binalarının nasıl olması gerektiği lazım, bilmem nesi lazım, tarifede şöyleydi böyleydi, bizim geleneklerimizdi göreneklerimizdi diye tamamıyla yüz ile ilgili bir tavır içerisinde alabilir. Ve kıyametleri koparır. Ama orada can, yapayalnızdır..
Sayfa 277·Kitabı okudu
Can, unutma, evrensel ve muhteşem bir potansiyel. Can, insanoğlunun yaptığı ve yapabileceği her şeye muktedir. Can; Einstein olma, Mozart olma, Beethowen olma, Orhan Veli olma, neyse insanoğlunun gösterebildiği üçünü kapasiteler, onların hepsi can’da var. O bakımdan, kültür robotu olmaya çakılıp kalıp, “ efendim bizim gelenek ve göreneklerimize sahip çıkacağız” diyerek, esas insanın özünde sahip çıkmamış oluyorsun. Onu kısıtlamış oluyorsun, onun özgürlüğünü elinden almış oluyorsun. Bir sosyal robot haline getirmiş oluyorsun. Ama her bir kültürü, her bir ifade tarzını insanoğlunun yarattığı bir zenginlik olarak gördüğün zaman onların her birinden yararlanabilirsin. Yani Silifkeli olmaya da karşı değilsin, Konyalı olmaya da karşı değilsin, Yunan olmaya da karşı değilsin, Alman olmaya da karşı değilsin. Hepsi insan olmanın bir zenginliği ve bütün bunlardan senin alabileceğin ve kendine mal ederek yepyeni sentezler yapabileceğin durumlar vardır; türkünde, sanatında, insan ilişkilerinde. Böylelikle, robot olmaktan çıktığın anlamda, robot olmaktan uzaklaştığın anlamda insan olmaya doğru gitmen var. Fakat can, bu öz, insan özü, sosyal olmak zorunda. Mutlaka bir dil konuşmak zorunda. Biz elektromanyetik dalgalarla ilişki kuramıyoruz. Biz yaşamımızı devam ettirmek için belirli bir dil kuralı, kültür kuralı yapısı içinde bu canı ifade etmek durumundayız.
Sayfa 276·Kitabı okudu
Reklam