Düzen günümüzde çok farklı işliyor. Hümanizm yüzyıllardır ev-rendeki tek anlam kaynağı olduğumuza ve bu sebeple özgür ira-demizin en yüce otorite olması gerektiği düşüncesine bizi zamanla alıştırıyor. Neyin ne olduğunu söyleyecek harici bir varlık bekle mektense kendi duygularımıza ve arzularımıza kulak veriyoruz. Cocukluğumuzdan beri bize tavsiyelerde bulunan hümanist slogan-lara maruz kalıyoruz: "Kendini dinle, kendine dürüst ol, kendine güven, kalbinin sesini dinle, ne istiyorsan onu yap." 18. yüzyılda -Jacques derinliklerinde doğa tarafından silinmez harflerle yazılmış olarak buluyorum der Rousseau yaşamın kurallarını özetler: "Yapacağım şey konusunda yalnızca kendimi dinlemeliyim, iyi olduğunu hissettiğim her şey iyidir,kötü olduğunu hissettiğim her şey kötüdür."¹
Sanki asırlar boyu yaşayacakmışız gibi, ne kadar gereksiz telaşı ve yükü sırtlanıyoruz. Ruhumuza, kalbimize ve aklımıza bunca kaygı fazla değil mi? Yüklenme kendine. Sen de hayatı ‘ilk defa ve bir defa’ yaşıyorsun. Ölümün olduğu bu dünyada, hiçbir şey çok da ciddi değil aslında.
Bir felaket yaşandığında yoksullar her zaman zenginlerden daha çok acı çeker;felaketin nedeni zenginler de olsa sonuçlarına yine fakirler katlanacaktir.
İnsanlar bir anlam örgüsü oluşturup tüm kalpleriyle buna inanıyor;ancak er ya da geç örgü çözüldüğünde nasıl da tüm bir hikâyeyi ciddiye aldıklarına anlam veremiyorlar.