Yıldız

Önyargıda ilk basamak, gruplar oluşturmaktır: ‘Biz ve onlar’ dediğimiz anda, bizi kayırıp onları lanetleyeceğimiz bir iklim yaratmış oluruz. Kendi grubumuzu her şeye rağmen övülmeye, dışarıdaki grubu da yerilmeye layık buluruz. Zannederiz ki ‘zenciler birbirine benzer’ ve bizim dışımızdaki grup birbirinin aynı insanlardan oluşmaktadır. Stereotipler oluştururuz, belirli bir grubun üyelerinin kolayca tanımlanmasını sağlayan basmakalıp inanışlardır bunlar. ‘Kadın sürücü’lerin beceriksizliğinden eminizdir, mensup olduğumuz ideolojiye göre ‘dinci’leri (bu sözcüğün kendisi, tanımlanmak istenen gruba karşı açık bir saldırganlık içeriyor), başını örten veya ‘modern kadın’ları ‘ucuz’ bir stereotipe tıkıştırırız. Toplumda kaynakların bölüşümü konusunda bir maraza çıktığında, önyargılar çoğalır. İki Almanya birleştiğinde işsiz kalacağından korkan Doğu Almanlar Türklere karşı ırkçılık yapabilir. Önyargı ve ayrımcılık buhran zamanlarında da tırmanır. Bir günah keçisi ilan etmek gerektiğinde, yolsuzluk, ahlaksızlık ve siyasi istikrarsızlık ülkeyi kasıp kavurduğunda, suçu üzerine yıkacak bir günah keçisi bulmak icap eder. Türkiye dönem dönem komünizm, Kürt meselesi veya irtica ile korkutulur. İçinde bulunduğumuz toplumun özgüveni sarsıldığında da dışarıdakilere karşı önyargı tırmanır. Doğudan şehit cenazeleri gelmeye başladığında, oradan gelen gariban tarım işçileri birden hasım kategorisine yazılır.
Yıldız
Peki önyargı ve ayrımcılığı nasıl önlemeli? Öncelikle yurttaşlar arasında denge ve adalet sağlayıcı bir aygıt olarak devletin, bu günahlardan uzak durması gerekir. Farklı dünya görüşlerinden insanların eşit koşullarda karşılaştığı, birbirine değdiği, birbirini anlamak için çaba harcadığı buluşmalar, önyargıyı azaltır. Göz rengimizin mavi veya kahverengi olması bizi birbirimize üstün kılmaz. Dünya görüşlerimizin şu veya bu olması da. Bu topraklarda birbirimize hoşça bakarak yaşayabilmek için ‘kalpten kalbe giden yol’u diriltmemiz, ‘kibir ve önyargı’dan sıyrılarak yârenlik ve sohbeti ihya etmemiz gerekiyor.
Reklam