Merkez Kumandanlığı koğuşunda kadın döndürmemek yahut sokakta aynı arabaya binen kadın ve erkeklerden karı-koca vesikası
sormamak , hemen hemen inkılapçılık gibi ileri hareketlerdi. Gözleri Mustafa Kemal gününde açılmış olanlara,1913 avuntuları ne kadar gülünç gelir.
Toplumsal yargıların hayatımızı nasıl şekillendirdiğini, sıradan bir hikaye ile etkileyici bir biçimde anlatıyor Reşat Nuri.
Kitap Sara’nın mektuplarıyla başlıyor. Arkadaşı Nermin ile yazışmalarıyla tanıyoruz esas Sara’yı. Güzel ve şımarık Sara, dahası güzeliğinin farkında. Güzelliğiyle herkesi etkileyebileceğini biliyor, öyle ki düğününe gittiği kuzeni Nermin’in müstakbel eşini bile kendine aşık etmede bir beis görmüyor. Ve Homongolos lakaplı Ziya’yı sırf kadınlara olan kaba tavırlarından, kalpsizliğinden dolayı kendine aşık edip onunla eğlenmek için elinden geleni yapıyor.
Kitabın 2. kısmı ise Homongolos’un ölmüş arkadaşı Necdet’e yazdığı mektup ile başlıyor. Çirkinliği sebebiyle kendi ailesi tarafından bile sevilmeyen bir çocuk, okulda gördüğü zorbalıklar ve kendini korumak için oluşturduğu “kalpsizlik” duvarı.
Reşat Nuri burada iyi bir gözlemci olduğunu tekrar gösteriyor bizlere. İlk kez bir kitapta güzel ve kibar bir karakteri değil de çirkin ve kaba karakteri sevdiriyor bizlere. Sıradan bir hikayenin derinden bıraktığı bir iz Homongolos…