Gitmek cesaret isteyen bir şeydi. Sonu bilinmeyen bir yolculuğa çıkmayı herkes göze alamazdı. Güvenli alanından çıkıp kendi benliğini bulmayı istemek herkese göre değildi. Belki bu yolculuğun sonunda bir şey bulamayacaktı. Başına kötü şeyler gelebilirdi, ancak buna yine de değerdi.
Ancak ailesiz ve yalnız geçen yaşamının da anlamını bulmak zorundaydı. Bir ot hayvanı besler, bir hayvan insana süt verir, süt besin olup insanları doyurur, insanlar da ölerek toprağa besin olur ve döngü sürerdi. İşte bu anlamlıydı ama sadece bu kadar mıydı? Doğumdan ölüme kadar geçen sürede belirsizliğe karşı verilen savaşın nedenini ve her şeyi açıklayan mükemmel bir cevabı bulma arzusunu bir tek o mu hissediyordu?
Zor olanı yapan kolaylık bulur, kolay olansa sonunda insanı zorlukla baş başa bırakır. Acı şekil değiştirir, kılıktan kılığa girer ve sonunda kendimize en uzak hissettiğimiz insanlar bizi sımsıkı bağlar.
Herkes gibi onun da zamana ihtiyacı vardı. Günün birinde kalmakla gitmek arasındaki kararın aslında ne kadar zor olduğunu anlayacak olgunluğa ulaşacağı açıktı. Gitmek bazen kalmaktan daha kolaydı.
Bazı acıların insanı ağlatması o acıyı katlanılabilir kılabilirdi. Kim bilir, belki zamanında o kadar çok göz yaşı dökmüştü ki şimdi ağlayamıyordu. İnsan zamanla her şeye yabancılaşır ama acısıyla asla tam anlamıyla vedalaşamazdı.