Bağlanırız, acı çeker ve özleriz. Ancak kurduğumuz bağlar dünyaya anlam katar. Hepimiz dünyadan bir şeyler alırız. Karşılığında verdiklerimiz bizim değerimizi ortaya koyar.
Bizi en çok çocuklar anlar ama onlar da ne yazık ki iradeleri kendi ellerinde olmayan canlılardır. Büyükler ise çocukluk günlerinin saf hayallerini çoktan geride bıraktıklarından katılaşmışlardır. Zor yaşamı daha da zorlaştırdıklarını bilmeden sertleşir, gerçeğin dibine batarlar. Çocuksu bilgelikleri bilgiye evrilir ve öğrendikçe unuturlar. Kalplerinin yerine zihinleri konuşmaya başlar; zihin onlara korkutucu sözler söyler. Sevginin yerini kaygı ve korku alır. Üst üste dizilmiş binaların içinde yalnız başlarına acı çekerler. Doğayı çok sevdiklerini söylerler ama etraflarındaki birkaç ağaçtan ve saksılarındaki çiçeklerinden başka bir tabiatın olabileceğini hayal bile edemezler. Ormanlara, denizlere ve okyanuslara yabancıdırlar. Bilirler ama anlamazlar. Jüpiter gezegeninin aylarından birindeki asit denizlerinin ve alev yağmurlarının yanı sıra, yaşadıkları dünyaya da uzaktırlar.
Sen bir hayale âşıksın... Bu kadar güçlü bağlanmanın sebebi de bu. Gerçeklik aşkı er geç öldürür. Hayal ise ölümsüzdür, sonsuza dek sürer. Gerçekliği zehirli otlar gibi saran imkânsızlıklar, hayallerin içinde birden yok olur ve kendini bir çiçek tarlasının içinde bulursun. Orada herkes için umut vardır.