Bazı yollar varılmak için değil , var edilmek için vardır...
Kimi yollar ayakla , kimi yollar kalple yürünür;
Zira asıl olan, yolda neye dönüştüğündür...
Hikâyet şikâyettir. Hep hüzün bu hikâye. Hep öyle başlayıp böyle bitmenin şaşkınlığı. Garip ki debdebeye ve nizamsızlığa devrilirken biz, büyük fetihlerin izleri hala kırışık alınlarımızdan okunuyordu. Ve öyle geliyor ki, bozulma baştan başlıyordu...
Yazı, kalpten çıkan ve bilek üzerinde ikiye ayrılan bir damarın taşıyabileceği kadar ruhtu çünkü.
Yazı, okunmadan evvel dahi, kimliği, dokunulabilir bir yanı ve söyleyecekleri vardı...
"Kalbi açık tutan ve Varedici'nin onun içindeki varlığını hatırlatan gülün; sardunya ve portakal çiçeğinden de önce kadınlara verilmiş en eski armağan olduğunu, bu yüzden kendisine gül verilen kadının bütün kadınlar gibi gülümseme arzusu ve taşkın bir mutlulukla dolduğunu."
Hatırlatmak, bütün kusurları aylıklarken, unutmak bütün kusurları geri döndürüyordu..
Belli ki unutulup da hatırlanmış bir fıtrat, bilinip de unutulmuş bir fıtrattan daha sahici oluyordu.