"Eğer siz önünüze bakıp doğru davranırsanız, başkasının yanlışları ve hataları size zarar vermez." (Maide, 105.)
"Başkasının hatası size zarar vermez." diyor ayet, ama "bana zarar veriyor" diyorsanız, mutlaka bir kural ihlali var demektir.
Ayet bir şart koyuyor, başkasının zararının bize dokunmayacağı konusunda garanti verirken.
Bu şartın adı “önümüze bakmak." Eğer zararını görüyorsak, demektir ki, önümüze bakmıyoruz. Sağa sola başımızı çeviriyor, laf yetiştiriyor, dedikodu taşıyor, eleştiriyor, bağırıyor çağırıyoruz, demektir.
Nitekim büyük İslâm Âlimi Bediüzzaman Hazretleri de bu ayeti izah ederken, sonuna şöyle bir şart cümlesi koyar: "Siz onların yanlışları ile lüzumsuz bir şekilde meşgul olmadıkça..."
İşte bu şart ihlali olması durumunda, ayetin garanti kapsamının dışına çıkmış oluyoruz.
Elinizde mercek varsa ve çiçeğin yapraklarındaki mikroplara odaklanmışsanız, çiçeğin güzelliklerini görmemek pahasına, midenizi çok bulandırırsınız ve sonra döner çiçeği suçlarsınız. Bir hata yaptığımızda özür babında en sık kullandığımız cümle "kusura bakmayın" dır.
Evet kusurlara bakılmaz, iyiliklere bakılır. Başkasının ki yanlışlarına odaklanıp onları konuştuğumuz kadar, iyi taraflarına odaklanmış olsaydık, çok farklı bir dünya olacaktı hepimiz için.
Kimi zaman hiç görmemek, görmemiş gibi davranmak, affetmek, "insandır, olabilir" demek, "aynı şeyi ben de yaptım veya yapabilirdim" deyip geçiştirmektir olgun insan tavrı.
Nitekim bir başka ayet: "Eğer onları affeder, kusurlarına bakmaz ve bağışlarsanız, şüphesiz Allah çok bağışlayıcı ve çok merhamet edicidir." (Tegabun, 14.) diyerek, bir gün karşı tarafın durumuna bizim de düşebileceğimizi hatırlatır, ya öte tarafta veya burada.
Hasılı derim ki, nasıl muamele istiyorsan o gün, öyle muamele eyle eşine ve çocuğuna bugün.