Konuşmuştuk, reenkarnasyon hakikaten var, ama sebeplenmek için öbür tarafa intikal etmek gerekmiyor. İnsan tek ömürde, aynı bedende, birden fazla kişi olarak yaşıyor. Her kayıp, her acı tecrübe, her günbatımı ve gözyaşıyla biraz değişiyor. Her kazanım, tatlı deneyim, gündoğumu ve tebessümle değiştiği gibi... İnsan, tek kişi olarak doğup çok kişi olarak ölüyor. Kimileri buna çoklu kişilik bozukluğu diyor, ben insanlık hali demeyi tercih ederim.
Ama işte söylenemeyenler, insanın içinde bir yerde katılaşıyor. Konuşmak o zaman büsbütün zorlaşıyor. İnsan nereden başlayacağını, nasıl yapacağını bilemiyor.
"Hayatlarımız, şımarık turistlerin küçük kaçamaklar için uğrayabileceği sayfiye yerleri değil, beyefendi. İnsan kalamayacağı yerlere gelmemeli, tutamayacağı sözler vermemeli. Sahip olmadığı şeyleri, aşkı mesela, onun için her şeyden vazgeçmeye hazır birine vaat etmemeli. Umursamadığı bir kalbin kapısını, sırf meraktan çalmamalı insan. Kalbimin kapılarını açarken size, 'Ne olur beni incitmeyin' demedim. İnciteceğinizi çünkü, düşünmemiştim."
''Birini düşünmek, onu daha çok düşünmeye giden yolu açar" dedi Ses. "Düşündüğün şeyle beynin arasında bir kanal olduğunu varsay. O şeyi her düşündüğünde genişleyen bir kanal. Birinin hafızanda kapladığı yer, onu düşünme sıklığınla orantılı. Yani artık malum meseleleri düşünmeyi bırakacağız ki kanal genişlemesin. Yavaş yavaş incelsin."