Ah biçare kadınlar, neler çekermiş! Biz erkekler onları kukla değerinde kullanıyoruz. Yolda serbest ve rahat yürümelerine mani oluyoruz. Bu ne rezalet! Ne küstahlık!
Kitabın incelemesini kitap okurken ara ara yapıp bitirdiğim zaman toparlayacağım.çok fazla spoiler içerebilir (:
Öncelikle Raskolnikov muhteşem bir karakter. Psikolojisinin ne olduğunu okurken duraklayarak düşünmeye itiyor beni. İnsanlarla kurduğu her diyalogtan sonra onun hakkında farklı izlenimlerim oluyor.
Raskolnikov’un baltasıyla eşitsizliğe, adaletsizliğe karşı çıkışıda çok etkiledi beni. Sadece kocakarıyı öldürdüğü vakit rahatken daha sonra kocakarının ezdiği ve masum olan kızkardeşini yanlışlıkla öldürdüğü için hastalığı artması da çok etkiledi. Yani adaletsizliğe karşı balta darbesiyle başa çıkabilirken masuma olan darbeden çok daha fazla etkileniyor bu onu daha bitkin hale getiriyor ve birkaç gün sayıklamarla kendini bilmez halde hastalığın pençesinde boğuşuyor.
Sonya karakteriyle tanıştığınız anda hatta babasının onu anlattığı anda yani kitaba henüz dahil olmadığında bile kitabın ana karakterlerinden olacağını anlıyorsunuz.
Öncelikle Sonya’nın Raskolnikovla 2. Karşılaşmasında yani ailesiyle aynı ortamda bulunmasında ki tavrı beni çok etkiledi. Yaptığı kötü iş biliniyor ancak davranışları utangaç,çekingen 18 yaşında olmasına rağmen küçük bir kız çocuğu şeklinde. Tıpkı masumiyetin simgesi gibi. Daha burda bu bir namus simgesi olacak büyük ihtimalle yorumu yaptım.
Kitabı bitirdikten sonra bir duraklayarak kitabın baştan sonra sindirimini yaptım. Sanki izleyerek okuduğum bu kitaptan sonra başka bir kitaba nasıl geçebilirim bunun düşüncesindeyim şuan.
Her karakterin kendine has özellikleri nerdeyse bütün kitaplarda oluyor ama kendine has psikolojileri ve bunları temsil etmeleri öyle doğal, öyle hayatın içinden ki söylediğim gibi okumaktan ziyade izliyorum hissi uyandırdı. Hiç üstünde düşünmeden karakterler kafamda kendiliğinden