Çok çok çok etkileyici bir kitaptı. Üstelik neredeyse kitabın yarısına kadar hiçbir vaatte bulunmamış olmasına rağmen.
Çok fazla şey sorgulatan, sorgulatırken biraz beyin bile yakan harika bir kurgusu var. Arka kapak yazısında geçtiği gibi tam olarak “olayların sadece karakterler arasında değil, aynı zamanda gizliden gizliye okurla karakterlerin arasında da geçtiği” bir kitaptı. Yani siz kimseniz, bilinçaltınızda ne varsa bu kitaptan anlayacaklarınız da onlardır. Çok kıyıda köşede kalmış bir kitap hakkında bu kadar iddialı değerlendirmeleri duymak biraz ilginç gelebilir size ancak hakkındaki tüm övgüler sonuna kadar hakeden ama hakettiği değeri kesinlikle görmemiş bir eser bence.
BU PARAGRAF SPOİLER İÇEREBİLİR!!!
Kitaba 9 puan verdim. Bir puan kırmamın sebebi, kitaptaki karakterlerden Diana’nın başına gelenleri yazarın çok derinliksiz olarak anlattığını düşünmemdi. Ancak şu an altını çizdiğim yerlere, kenarlarını kıvırdığım sayfalara baktıkça aslında bunun da bilinçli olabileceğini düşünmeye başladım. Abel’in aslında Joseph’in kötü, zeki, ilginç, sıkıcı olmaktan uzak yanını temsil ettiğini düşündüğüm senaryoda Joseph’in Abel hakkında “Başlangıçta gelişigüzel bir biçimde anlattığı olayları, sanki bir başkasının başından geçmiş küçük hikayelermiş gibi ikinci elden aktarıyordu; fakat anlatmaya devam ettikçe olaylar mekanikleşiyor ve kişilerle bağlantıları kopuyordu.” dediği kısımlar benim için biraz daha netlik kazandırıyor bu soruna. O yüzden şimdi puanımı 10 a çıkaracağım :)
Tam olarak bir kitap kulübüyle okunup saatlerce üzerine tartışılması gereken bir kitap olduğunu düşünüyorum. Hacminin aksine çok derinliği olan bir eserdi. Arada durup duvara baktığınız pasajları muhteşemdi. Özellikle de on birinci bölümdeki melek Mikail’in elindeki mızrakla şeytanın gözünü
Kralın LanetiWill Heinrich · Jaguar Kitap · 20241,813 okunma
Ülkesini tanrısal bir hakla yöneten bir kral, ülkesinde olup biten her şeyden, hatta doğal hastalıklardan bile sorumlu olmalıdır. Bu onun konumun özünde olan bir şeydir. Yani kral yalnızca iyi şeyler yapmaya çalışıyor olabilir, ama ülkesinin bir köşesinde bir adam, adı sanı bilinmeyen bir hastalıktan ölürse, bu onun günahıdır. Birisi bir cinayete kurban giderse, bu onun günahıdır. Bunun tam tersi de olabilir: Kral sadece kötülük yapmayı düşünen zalim bir kral bile olsa, yine de ülkesine çiçekler açmaya ve kadınlarla erkekler birbirlerine aşık olmaya devam edecektir. Bunlar da onun sevaplarıdır. Sanırım ne tek başına iyilik, ne de tek başına kötülük diye bir şey vardır. Bunlar birbirlerinin gölgesi olduğundan, biri olmadan diğeri var olamazdı: iyilik ve kötülük birbirlerinin ayrılmaz parçasıdır.
“Çünkü gökyüzü dünyayı kıskanırmış” dedi Diana. ”Gökyüzü dünyayı kıskanırmış çünkü dünya çocuklarını paylaşmaz, öldükten sonra bile onları bağrına basarmış.” Bunu biraz düşündüm. “Gökyüzü onların her zaman kendisiyle birlikte olduklarının farkında değilmiş.“