Sarsan, silkeleyen, yüzleştiren, düşündüren bir kitaptı.
Doğduğu anda annesini kaybeden ana karakterimizin, çocukluğundan genç kızlığına, ordan da yetişkin bir kadın olana kadarki yaşamı diyebiliriz konusu için. Ancak kitabın konusundan ziyade edebi hazzı daha ön plandaydı benim için.
Yazar ya da daha doğrusu ana karakter Xuela, yaşadığı derin acıları öyle soğukkanlı ve öyle net bir şekilde ifade ediyor ki, sürekli olarak “Bu his daha güzel tarif edilemezdi.” derken buluyorsunuz kendinizi. Ama bunu, aforizma kasmak çabasıyla değil çok doğal bir şekilde yapıyor ve beni esas etkileyen de bu oldu sanırım.
Çaresizliğini, sevgisizliğini, mutsuzluğunu, köksüzlüğünü çoktan kanıksamış bir kadın türlü hatalar yapıyor hayatında. Kendisi bunları pek hata olarak görmüyor gerçi. Daha doğrusu yaptığı hataları sebeplendiriyor kendi içinde. Ölüm gerçeğiyle daha doğduğu anda yüzleşen birini eleştirmek de bize düşmez elbette. Malum, kimse sınanmadığı günahın masumu değildir.
Kurtlarla Koşan Kadınlar’dan sonra ileride kız evladım olursa okutmak için heveslendiğim ikinci kitap bu oldu.