Bu kitabı beğendim ama bazı yönlerden garip de buldum. Öncelikle kitabın birçok karanlık yanları ve yetişkin içerik durumları var, kitabı okuyacak kişiler bunları bilerek başlamalı. Bir kasabada yaşayan zengin çocukların normaldeki uçarılarının yanı sıra şeytan gecesi adını verdikleri belirli bir gece de iyice abartmalarını ve çoğu şeyi kendilerine hak görmelerini okuyoruz. Ama gel gelelim böyle bir gecede, Erika'nın kendini göstermesini ve Michael'in de sonunda onu fark etmesiyle olaylar başlıyor.
Kitap, biraz geçmiş ama daha çok günümüz şeklinde ilerliyor. Erika'nın herkesin prenses gibi görduğü karakterinin yanı sıra, özgür olmak ve uçarı takılmak isteğinde olması ve küçüklükten itibaren en yakınların biri olan ama onu yok sayan Micheal'a aşık olması durumu söz konusu. Zamanında yaşanmış kötü olaylar zinciri, bugüne dair büyük planlara dönüşüyor ve can sıkıcı bir dizi olay yaşanıyor. Erika zor zamanlar geçirirken, Micheal ve arkadaşları gerçeklerle buluşuyor.
Erika ve Michael arasındaki karmaşık ilişki, birbirlerine meydan okumaları ve uçları zormalarının yanında, kendine has aşkları da heyecanla okutturuyordu. Açıkçası ne olacak diye merakla okurken keyifle okusam da, karakteri öyle aman aman da sevmedim aslında. Erika'nın güçlendiğine dair gördüğü çoğu yanı bana sinir bozucu geldi. Michael ve arkadaşlarının dünyayı ben yarattım, tavırları kesinlikle can sıkıcıydı ama bu kitap karanlık bir kitap, yani beklenildiği gibi. Okuyup okumamak size kalmış, diyorum.
Günaha DavetPenelope Douglas · Dex Kitap · 2023781 okunma
Bu kitap konusunda karışık hissediyorum. Ne tam olarak beğendim, diyebilirim ne de beğenmedim. Aslında büyük bir umutla başlamıştım; çünkü hem psikolojik hem de gerilim romanı olduğuna dair büyük önermeler söz konusuydu ve benim de bu tarz bir kitaba ihtiyacım vardı. Ama bana, bu derece abartılacak kadar iyi gelmedi. Yazarın dili sadeydi. Konusu itibariyle merak uyandıran ama öyle elimden bırakamıyorum, diyebileceğim kadar da beni kendini bağlamayan bir kitaptı.
Alicia Berenson, bir ressamdır. Kocası Gabriel ise ünlü sayılabilecek bir fotoğrafçı. Alicia kocasını çok seven bir kadındır ve sırf onun içi rahat etsin diye günlük tutmaya başlamıştır. Ama gel gelelim Alicia, kocası Gabriel'i öldürmekle suçlanıyor ve sonrasında hiç konuşmayıp tepki vermediğinden hastaneye kapatılıyor.
Yıllar sonra psikoterapist Theo Faber, onu tedavi etmeyi amaçlayarak onun hastanesine geçiş yapıp onunla görüşmeye başlıyor. Sonrasında gelişen olaylarla adım adım gerçeğe yaklaşılıyor.
Kitabın çarpık bir ilerleyişi var ve bunu çok sonra fark ediyoruz. Öncelikle en baştan itibaren Theo'dan hiç hoşlanmadığımı söylemeliyim. Hele ki kişisel hayatı hakkındaki yaklaşımları beni kendinden soğuttu. Bir nedeni olursa olsun sempati duyamadım. Kitabı genel olarak ele alırsak; Theo, araştırmalarını çok kapsamlı ilerletirken birkaç kişiye şüpheli gözüyle bakmak kaçınılmaz ama en sonunda ortaya çıkan şey ise şaşırtıcı. Ama neyse ki en sonunda bağlanması gereken yere bağlandı. Bilemiyorum, kitabı okuyup okumamak size kalmış.