Bir roman türünde değil de deneme ya da söyleşi tarzında
bir eser olsaydı bu kitap, muhtemelen adı da "Yaşamak" değil "Yaşamak
Nedir?" olacaktı. Çünkü gençliğinden ihtiyarlık yıllarına kadar yaşamanın hem de çaresizlik ve yokluk içinde yaşamanın
ne olduğunu kafamıza vura vura anlatıyor bize kitabın başkahramanı Fugui. Ah Fugui... Gerçekten kitap o kadar dram yüklü ki okurken sürekli arka fonda ‘yaşamak ölümden daha zooor geliyor’ çalıyor desem abartmış olmam.
Fugui yaşamanın ne olduğunu kimi zaman bir kumar masasında, kimi zaman bir Mao portresinde, kimi
zaman bir yaşlı öküzün boyunduruğunda gösteriyor. Ama ilginçtir ki aslında en çok da ölümle gösteriyor. Herkes okuduğu için okumak istemezsiniz ya bazı kitapları hani? Popüler kültürün abarttığını düşünürsünüz. Tek diyeceğim bu kitaba bu haksızlığı yapmayın ve lütfen okuyun.