İnsanların kabul ettiği “gerçekler” bazen sadece onları kontrol etmek için oluşturulmuş sistemlerdir.
Kitapta siyasi manipülasyon, fanatizm, iktidar ve insanların nasıl yönlendirilebildiği temaları işleniyor.
Roman, XI. yüzyılda yaşayan Hasan Sabbah ve onun Alamut Kalesi’nde yetiştirdiği fedailer hakkında. Hasan Sabbah, insanları “cennet” ve “ilahi görev” vaatleriyle körü körüne itaate sürüklüyor ve onları ölüme bile gönderebiliyor.
Şimdiye kadar okuduğum kitaplar arasında etkisinden uzun süre çıkamadığım çok az eser oldu. Bunlardan biri, belki de en muhteşemi, buydu.
Bu kitap hakkında önceden oldukça fazla bilgiye sahiptim. Kitap blogları, kitap sayfaları, TikTok ve YouTube aracılığıyla araştırmış, kafamda belli bir fikir oluşturmuştum. Hatta kitabı okuyacağım günü sabırsızlıkla bekliyordum. Ama okumaya başladığımda fark ettim ki, hakkında duyduklarım bile onun büyüklüğünü anlatmaya yetmiyor.
Kitap; insan psikolojisini, dini inançların nasıl bir manipülasyon aracına dönüşebileceğini ve insanın içindeki inanç gücünün nasıl tehlikeli bir silaha dönüşebileceğini inanılmaz bir şekilde gösteriyor. İnsanları körü körüne itaat eden bir güce dönüştürmek, korku ve cennet vaatleriyle onları yönlendirmek ve bunun üzerine devasa bir sistem ile imparatorluk kurmak… Tüm bunlar eserde o kadar etkileyici işlenmiş ki, kitap bittikten sonra bile uzun süre düşünmeye devam ediyorsunuz.
608 sayfalık bu eserin yarattığı atmosferi ve hisleri burada kelimelere tamamen sığdırmak mümkün değil. Bence kitabı okumadan önce biraz araştırma yapın ve Alamut Kalesi hakkında bilgi edinin. Üstelik bu olayların tarihi bir temele dayanması kitabı daha da sarsıcı hale getiriyor.
Sonra kitabı okuyun. O zaman ne demek istediğimi çok daha iyi anlayacaksınız.
Kitabı okuyanlar beni anlayacaktır. Çünkü