Sena Sözer ☾⋆

Sena Sözer ☾⋆
@Senaszer
𐙚⟡𓇼𓆉⋆°。𓏲ִ𓇼ᥫ᭡ Okumak, düşünmek, denizin sesini dinlemek, ormanda yürümek, yalnız kalmak ve yazmak için bir yaşam düşlüyorum...
Reklam
Varoluşsal sorunları siyasi formüllerle çözme çabası ve yanılgısı modern toplum mühendisliğinin tipik tezahürlerinden biridir. İleri sanayi toplumlarında da karşımıza çıkan sorun düşüncenin ve dolayısıyla hayatın giderek sığlaşmasına ve araçsallaşmasına neden olmaktadır. Yeni bir araba yahut bilgisayar alınca daha mutlu ve "tam" olacağına inandırılan modern tüketiciler gibi düşünce insanları ve kanaat önderleride kısa yoldan, basit ve kolay siyasi formüllerle varoluşsal ve ahlaki sorunları çözebileceklerine inanıyorlar.
Ahmet Hamdi Tanpınar, Huzur romanında gelenek ile modernlik, Osmanlı İslam irfanıyla Avrupa kültürü, tarih ile mevcut hâl arasında Bocalayan şehirli insanların hikâyesini anlatır. Ne Itrî'den ve Şeyh Galip'ten ne de Bach'tan ve Baudelaire'den vazgeçebilen, bunlar arasında hep kahredici mukayeseler yapmak zorunda kalan nesiller, Avrupalı ve Avrupa-merkezci bir tarihin gözleri önünde akıp gitmesini kuşku, korku, özenti ve nostalji karışımı duygularla izlerler. Huzur'un kahramanı Mümtaz bu durum şöyle ifade eder: "Biz şimdi bir aksülamel devrinde yaşıyoruz. Kendimizi sevmiyoruz. Kafamız bir yığın mukayeselerle dolu; Dede'yi Wagner olmadığı için Yunus'u Verlaine, Baki'yi Goethe ve Gide yapamadığımız için beğenmiyoruz. Uçsuz bucaksız Asya'nın o kadar zenginliği içinde, dünyanın en iyi giyinmiş milleti olduğumuz hâlde çırılçıplak yaşıyoruz. Coğrafya, kültür, her şey bizden yeni bir terkip bekliyor; biz misyonlarımızın farkında değiliz. Başka milletlerin tecrübesini yaşamaya çalışıyoruz."
Cumhuriyet kadroları tarihin en büyük toplum mühendisliği projesine soyundular. Bir "millet yaratmak" için her imkânı serferber ettiler. Eğitimden, kıyafete, alfabeden medeni kanuna, mimariden musikiye bir toplumun yaşam alanını oluşturan bütün unsurları yeniden inşa ve icat etmeye koyuldular. Cumhuriyet'in "ulus devlet" olma projesi, kısa sürede bir "devlet-ulus" olma projesine dönüştü. Milleti dönüştürmek ve yeniden yaratmak için devlet, her türlü değişimin ve gelişmenin birincil aktörü hâline geldi. Muhayyel bir millet yaratmak için devlete ihtiyaç vardı ve bu, modern ulus devlet fikriyle uyum içerisinde bir yaklaşımdı. Zira Ernest Gellner'in de vurguladığı gibi ulus devletin ortaya çıkış tarihinde milletler kendi ulus devletlerini kurarak bağımsızlıklarını garanti altına almamışlardır. Tersine, önce ulus devletler kurulmuş, daha sonra bu devlete uygun uluslar/milletler icat edilmiştir. Türk ulus devlet projesi, bu yüzden özünde bir "devlet ulus" projesi olarak ortaya çıkmıştır. Modernite öncesinde bir topluluğu millet yapan şey etnik köken yahut dilden ziyade din, adalet, düzen, erdem gibi temel ve evrensel değerler ve bunların ürettiği kültür ve medeniyet kodlarıdır. Ulus devlet, bu ilkerin kaynağı ve uygulayıcısı olarak kendini görür. Bu yüzden de meşruiyetin kaynağı olarak milleti, tarihi, yahut geleneği değil kendisini vaz eder. Modernleşme projesi, derin bir yabancılaşma tarihidir.