Cehanda kimdür ol cana bu 'ışkın otına küymes
Visalin körmege bir dem meni hicrin tutar koymas
Kilür hayfım nazar kılsa yüzüne her ki toygunça
Yana aytur men ol yüzge niçe baksa kişi toymas
“Dünyada hangi âşık vardır ki senin aşkının ateşinde yanmasın? Bir an olsun sana kavuşmak isterim ayrılığın beni rahat bırakmaz.”
Hattınun piruzesin buldı çıkardı bad-ı subh
Zir-i damanında ol zülf-i perişan gizlemiş.
"Sabah rüzgarı o darmadağın zülfün etek altında gizlediği hat firuzesini buldu çıkardı."
Sabah rüzgârının esmesi ve sevgilinin saçlarını dağıtması sıradan bir doğa olayıdır. Ancak şair bunu çok güzel bir nedene bağlar: rüzgâr, saçların altında gizlenen o kıymetli Firuze renkli hattı arayıp bulmak için esmektedir. 
Bin hicâb-ı kibriyâ ardında göstermez yüzün
Kendüyi gözlerden ol sultân-ı hûbân gizlemiş
"O güzeller sultanı binlerce yüce örtü ardında yüzünü göstermez, kendisini gözlerden gizlemiştir."
Hep mezâhir üzre zâhir çeşm-i nâzırdan nihân
Kendü envârında kendin mihr-i rahşân gizlemiş
"Her şeyde görünür [fakat] gözlerden uzak; [sanki] parlak güneş kendini ışıklarında gizlemiş gibi…"
Beyitte güzel sultan ifadesi şüphesiz Allahtır. Allah her şeyin en mükemmeli olduğu gibi güzellik kavramınında zirvesini temsil eder. O, her eşyada yani dünyada mevcut bulunan her şeyde zuhur etmekte yani görünmekle birlikte, gözlerden uzaktır. Dini ve tasavvufi inanca göre her şey Allah'tan gelmiştir ve ona döndürülecektir yahut dünyadaki her şey Allah'ın sıfatlarından biri ile tecelli etmiştir. Bununla birlikte Allah kendisini gözlerden gizler, bizler mevcut duygularımızla onun yüce varlığını idrak edemeyiz. Bâkî bu gerçeği nefis bir benzetme ile zihinlerimizde canlandırmak için güneş örneğini veriyor. Güneş bütün dünyamızı aydınlattığı hâlde hiç kimse çıplak gözle güneşi göremez. Çünkü güneşin güçlü ışıkları onu öylesine sarmıştır ki güneşin kendisi cisim olarak görünmediği gibi zaten ışıklarının gücünden dolayı kimse uzun uzadıya başını kaldırıp ona bakmaz. Bu durum güneşin var olmadığı anlamına gelmez.