Friedrich Nietzsche o anı gördüğünde, dünya artık onun için eski dünya değildi.
Torino’nun soğuk sabahında, faytoncunun kırbacı bir atın sırtında şakladığında, sanki acı yalnız hayvana değil, insanlığın bütün vicdanına inmişti.
Nietzsche bir anda kalabalığın içinden fırladı.
Kimsenin duymadığı bir yerden kopup gelen bir merhametle atın boynuna sarıldı.
Titreyen elleri hayvanın yelesine tutunurken, gözlerinde yıllardır taşıdığı düşüncelerin yorgunluğu vardı:
Tanrı’nın sustuğu, insanın kendi karanlığında kaybolduğu, merhametin bile güçsüzlük sayıldığı bir çağın yorgunluğu…
Atın gözlerinde gördüğü şey yalnız acı değildi.
Kendisini gördü orada.
Kırbaçlanan bedeniyle değil; dünyanın ağırlığı altında ezilen ruhuyla.
Ve o an zihninde yıllardır gerilmiş duran bütün ipler birer birer koptu.
Sokak aynı sokaktı belki, insanlar aynı insanlardı; ama Nietzsche artık onların bulunduğu dünyada değildi.
Dudaklarından anlaşılmayan sözler dökülürken, aklı yavaşça karanlığın derin sularına çekildi.
Bazıları bir filozofun delirdiğini söyledi.
Belki de o gün deliren şey bir insan değildi yalnızca;
insanın acıya alışmış vicdanıydı.
Friedrich Nietzsche