2. Dünya Savaşı’nın gölgesinde, Mısır’ın sıcak kumlarında nefes kesici bir gerilim…
Bu kitabı okurken kendimi adeta o dönemin ortasında, çölün tozlu yollarında soluk soluğa bir kovalamacanın içinde buldum. Glenn Meade’in anlatımı öyle canlı ve detaylı ki, her sahne gözümün önünde canlandı.
Jack, Rachel ve Harry’nin yollarının kesiştiği bu hikâyede hem dostluk, hem aşk, hem de savaşın gölgesinde alınan zor kararlar var. Özellikle Jack ve Rachel’in yıllar sonra farklı taraflarda yeniden karşılaşmaları beni çok etkiledi. Gerçek dostluk, bazen savaşın bile yıkamadığı bir bağ olabiliyormuş…
Roman oldukça uzun ve detaylı ama bir o kadar da sürükleyici. Sonlara doğru temponun giderek artması, o “Şimdi ne olacak?” hissiyle sayfaları çevirmemi sağladı. Yazarın Mısır’ın tarihi dokusunu, o dönemin atmosferini anlatış biçimi ise gerçekten muhteşemdi sanki ben de oradaydım.
Son sayfayı kapatırken hem buruk hem de hayran bir hisle bitirdim.
Gerilim, tarih ve duygusallığın iç içe geçtiği bu roman bana “iyi yazılmış bir hikâyenin gücünü” bir kez daha hatırlattı.