“Şahika”yı elime aldığımda sadece bir roman okuyacağımı sanmıştım ama her sayfasında biraz daha derine çekildim.
Fatma Erdek kalemiyle insanın kalbine dokunmayı başarıyor; aşkın, sadakatin, ihanete uğramanın ve affetmenin ince çizgisini öyle güzel anlatıyor ki, kitabı kapattıktan sonra bile karakterler aklında kalıyor.
Roman iki kadının hikâyesi etrafında şekilleniyor.
Karen, yaşadığı büyük bir acı sonrası Belçika’dan Türkiye’ye dönüp geçmişiyle yüzleşmeye cesaret eden güçlü ama kırılmış bir kadın. Kendi hikâyesini yazarken, farkında olmadan Şahika’nın sessiz ama derin dünyasına adım atıyor.
Şahika ise görkemli bir geçmişin, sessiz bir yalnızlığın kadını… Babasının sevgisini ararken, yanlış seçimlerin içinde kendini kaybeden, bir yandan unutmaya çalışırken diğer yandan hatıralarında yaşamayı sürdüren bir karakter.
İki farklı dönemin bu iki kadını, tesadüf gibi görünen bir karşılaşmayla aynı noktada buluşuyor. Karen, Şahika Hanım’ın yaşadığı evi ve onun geçmişini yazmak isterken, aslında kendi iç yolculuğuna çıkıyor. Ve bu yolculukta onları birbirine bağlayan sırlar, Aral isimli bir adamla birlikte yavaş yavaş gün yüzüne çıkıyor.
Kitap boyunca zaman zaman öfkelendim, bazen sessizce hüzünlendim ama en çok da kadın olmanın, her çağda aynı sabırla taşınan bir yük olduğunu hissettim.
“Şahika” hem geçmişle hesaplaşmayı hem de yeniden doğmayı anlatan; güçlü duygularla örülmüş, sessiz ama derin bir hikâye.