Bir şey hatırlatayım: Biliyorsunuz ki Makedonya’da nihayetsiz mücadeleler oluyordu. Türkler, Bulgarlar, Sırplar vuruşuyorduk. Niçin vuruşuyorduk? Ben o zaman bilmiyordum ve o zaman benim gibi birçokları da bilmiyordu. En çok çarpışanlar en az biliyordu. Hakikatte onlar, milliyetini göstermek, varlıklarını ispat için çalışıyorlardı. Biz onlara diyorduk ki: “Canım, hepimiz Osmanlıyız, aramızda fark yok.” Susmadıkları için tepelemeye çalışıyorduk. En nihayet onlar bizi tepelediler ve bizi kovdular.
Milliyet duygusu, başlı başına bir sosyal topluluğa kuvvet ve katılık veren ve hayat kabiliyetini genişleten bir keyfiyettir. Bunda cahil olan, bunda gafil olan insanlardan kurulu olan bir sosyal topluluk, bir ırk kopmaya mahkûmdur ve böyle bir toplumun içinde zaten lüzumu kadar iyilik ve kuvvet olamaz ve böyle bir toplum ve böyle bir millet devlet yapamaz. Açık söyleyelim ki Türkler bu noktadaki gafletlerinin çok cezalarını çekmişlerdir. Bu gafletin dahi sebebi, bu gaflete dahi sebep olanlar hırs ve şanını tatmin etmek için milletin egemenliğini elinden zorla almış olan insanlardır. Mesela Osman Gazi büyük tarihî bir şahsiyettir. Fakat benim nazarımda ırki ve asli unsuru, ki kendisine o devleti yaptıran milleti yok etmek için adeta yaratılmış bir insandır. Zira her şeyi unutmuştur. Bir varlığı kendi ismi içinde boğmak istemiştir. Ve böylece “ Osmanlı milleti” diye tabii olmayan, makul olmayan bir millet yaratmak istemiştir. Bunun neticesi ne oldu?
Osmanlı Devleti ve Babıâli hükümeti meşrutiyet usulüyle beraber bu milletin varlığını korumuş mudur? Hayır! Bir şey yapmıştır. Bu milleti mezara kadar getirmiş ve bir de tekme vurmuştur.