Denilebilir ki Osmanlı Devleti’nin devlet siyaseti olarak, millet siyaseti olarak, halk siyaseti olarak muayyen görülebilir bir siyaseti var değildi. Devletin başına geçen taç sahipleri, kendi arzularına heveslerine göre bir çeşit siyaset icat ederlerdi ve o siyasetin peşinden bütün milleti sürükler, götürürlerdi. Bilinir ki dış siyasetin muvaffak olabilmesi için onun dayandığı bir iç kuruluş lazım gelir. İç siyaset, iç kuruluş kuvvetli olmazsa izlenen dış siyasilerinin bütün muvaffakiyetleri geçicidir, derhal sönmeye mahkûmdur.