...her yerde katliam, anlamsız, kanlı bir katliam. En ufak bir kışkırtma vahşi bir kırıma neden oluyor, eline bıçağı, taşı, odunu alan harekete geçiyor, kimi öldürmüş fark etmiyor; kırmız kan boşanmak istiyor, bolca ve hızlı hızlı akıyor.
Ama zaman geçip gidiyor ve ben bütün bu ölümlere, ıstıraplara ve akan kanlara alışmaya başlıyorum. Gündelik yaşamımda daha az duyarlı, daha az cana yakın olduğumu hissediyorum ve sadece en şiddetli dürtülere karşılık veriyorum, yine de savaşın gerçeğine bir türlü alışamadım. Aklım tamamen çılgınca ve anlamsızca olanı kavramayı ve açıklamayı, reddediyor. Tek bir yerde toplanan ve kendi eylemlerine haklılık kazandırmaya çalışan milyonlarca insan birbirlerini öldürüyor ve hepsi eşit ölçüde acı çekiyor, hepsi eşit ölçüde mutsuz oluyor; nedir bu peki, sonuçta bu delilik değil de nedir?
Bu kızıl kahkahayı tanıdım. Onu aramış ve sonunda bulmuştum. Şimdi, bütün bu bozulmuş, parçalanmış, tuhaf bedenlerin içinde ne olduğunu anladım. Kızıl kahkahaydı bu. Gökteydi, güneşteydi ve çok geçmeden dünyanın dört bir yanına yayılacaktı bu kahkaha!