"Eğer benim fikrimi istersen Peter, sen hatayı şimdiden yaptın,"
dedi. "Bana sormakla. Herhangi bir kimseye sormakla. İşinle ilgili konuları asla
başkalarına sormayacaksın. Ne istediğini kendin bilmiyor musun? Nasıl dayanabiliyorsun
bilmemeye?"
"Başkalarının ne düşündüğüne aldırmıyorsun, ki buna anlayış göstermek mümkün.
Ama onların senin gibi düşünmesini sağlamak bile umurunda değil, öyle mi?"
"Değil."
"Ama bu ... bu canavarca bir şey."
"Öyle mi? Belki. Bilemiyorum."
"Ama bakın, diyelim ki benim altmış yıllık bir ömrüm var," dedi.
"Bu sürenin çoğu çalışarak geçecek. Yapmak istediğim işi seçtim. Eğer o işte hiçbir zevk
bulamazsam, o zaman kendimi altmış yıllık bir işkenceye mahkûm etmiş olurum. Zevk
alabilmem için de işimi bence mümkün olan en iyi şekilde yapabilmem gerek. Oysa en iyi
demek, bir standartlar meselesi demek. Ben de kendi standartlarımı koyarım. Bana hiçbir
şey miras kalmış değil. Hiçbir geleneğin en uç noktasında duruyor değilim. Belki bir
geleneğin başlangıç noktasında duruyor olabilirim."
Her biçimin kendi ayrı anlamı vardır. Her insan kendi anlamını, biçimini ve amacını
yaratır. Başkalarının neler yaptığı neden bu kadar önemli oluyor? Sırf kendinizin değil diye
neden kutsal sayılıyor? Neden sizin dışınızdaki herkes haklı oluyor da bir tek siz
olamıyorsunuz? Neden başkalarının sayısı, gerçeğin yerini alabiliyor? Gerçek neden
yalnızca bir aritmetik meselesi oluyor... onda da yalnızca toplama işlemi oluyor? Neden
her şey eğilip bükülüp mantık dışına çıkarılarak başka şeylere uydurulmaya çalışılıyor? Bir
nedeni olmalı. Bilmiyorum. Hiçbir zaman bilemedim. Anlamak isterdim."