"Ama bakın, diyelim ki benim altmış yıllık bir ömrüm var," dedi.
"Bu sürenin çoğu çalışarak geçecek. Yapmak istediğim işi seçtim. Eğer o işte hiçbir zevk
bulamazsam, o zaman kendimi altmış yıllık bir işkenceye mahkûm etmiş olurum. Zevk
alabilmem için de işimi bence mümkün olan en iyi şekilde yapabilmem gerek. Oysa en iyi
demek, bir standartlar meselesi demek. Ben de kendi standartlarımı koyarım. Bana hiçbir
şey miras kalmış değil. Hiçbir geleneğin en uç noktasında duruyor değilim. Belki bir
geleneğin başlangıç noktasında duruyor olabilirim."
Her biçimin kendi ayrı anlamı vardır. Her insan kendi anlamını, biçimini ve amacını
yaratır. Başkalarının neler yaptığı neden bu kadar önemli oluyor? Sırf kendinizin değil diye
neden kutsal sayılıyor? Neden sizin dışınızdaki herkes haklı oluyor da bir tek siz
olamıyorsunuz? Neden başkalarının sayısı, gerçeğin yerini alabiliyor? Gerçek neden
yalnızca bir aritmetik meselesi oluyor... onda da yalnızca toplama işlemi oluyor? Neden
her şey eğilip bükülüp mantık dışına çıkarılarak başka şeylere uydurulmaya çalışılıyor? Bir
nedeni olmalı. Bilmiyorum. Hiçbir zaman bilemedim. Anlamak isterdim."
Dünya bizi kurtarma ve bize iyilik yapma aşkıyla dolu insanlar tarafından hep kana
bulandı. Tarihteki bütün savaşları içi iyilikle dolup taşan, kendini bir dava uğruna
feda ettiğini düşünen kurtarıcılar çıkardı.